Bulutlar kuşattı gökleri, gökler ağlıyor şu anda. Bir yağmur tanesi oldum sana ben, sonra da bir toprak kokusu oldum ve gün geçiyor, zaman akıyor. Bir serçe besliyorum elimde, bir kuş oldum sana ben. Bir anne ağlıyor, bebeğini kucağına almış; bir anne oldum sana ben. Sonra da bir baba geliyor dağlardan yollara, bir yol oldum sana ben. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir orman perisi geldi bugün bana, bir peri oldum sana ben. Sonra da bir kış masalı olmak gibi içimden, bir masal oldum sana ben. Bir kuş sürüsü geçti penceremden, bir gün batımı ve bir seyir oldum sana ben. Sonra da bir çöpçü güldü derinden, bir çöp adam oldum sana ben. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir okyanus kıyısında uzanmak ve deniz taşları toplamak beni sana getiren ve bir okyanusta damla oldum sana ben. Sonra da bir meltem rüzgârı, en güzelinden. Bir hasta bekler hasta yatağında, bir doktor oldum sana ben. Sonra da bir şifa buldum sana ben. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir dağ yamacında nöbet tutan asker gördüm ben, sabır oldum sana ben. Sonra da bir dağ geyiği oldum birden. Zaman akıyor, ben tutamıyorum zamanı ve bir evliya oldum sana ben. Sonra da bir tas çorba, en güzelinden. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir gül açarken gördüm seni bugün ben ve batım sana, ötelerden bir çiçek oldum sana, güzel kokulu hem de. Sonra da bir fırtına koptu birden ve rüzgâr oldum sana, en hızlı büyüyen. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir kâğıt kalem gördüm masanın üzerinde çalışırken, bir şiir oldum sana ben. Sonra da bir roman, en güzelinden ve sana bakıp anlattım hem de gece gündüz demeden. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir dua vakti rastladım sana ben, bir nur tanesi oldum. Şimdi de bir eski evde rastladım sana ben ve sonra eski anılar oldum sana ben. Siyah bir tavşan buldum dağlarda gezerken ve seni düşündüm o sırada, otları toplarken. İşte öyle bir şey, bir tanem.
Bir sonsuzluk kavramı oldum sana ben, sonra da bir bülbül sesi en güzelinden. İşte öyle bir şey, bir tanem; seni sevmek yeniden.


















