Psikolog Acar Baltaş’ın insan ilişkilerine dair değerlendirmelerinde öne çıkan düşüncelerden biri, kusursuzluğun hayatın doğasında olmadığıdır. İnsanı ve ilişkileri değerli kılan, mükemmellikten çok farklılıklarla birlikte yaşayabilme becerisidir. Ne var ki bu düşünce, beraberinde önemli bir soruyu da getirir: Bir insanı kusurlarıyla kabul etmek, onun her davranışını kabullenmek anlamına mı gelir?
İnsan ilişkilerinin en eski yanılgılarından biri, sevginin kusursuzluk aramak olduğunu düşünmektir. Çoğumuz farkında olmadan karşımızdaki insanı olduğu gibi sevmek yerine, zihnimizde kurduğumuz bir ideale dönüştürmeye çalışırız. Onun dağınıklığını düzeltmek, suskunluğunu konuşkanlığa çevirmek, öfkesini yumuşatmak isteriz. Bazen bu çaba ilişkinin daha iyi olması arzusundan doğar; bazen de karşımızdaki insanı kendi beklentilerimize uygun hâle getirme isteğinden.
Oysa hiç kimse, bir başkasının zihnindeki ideal insana dönüşmek zorunda değildir. Farklılıkları kabul edebilmek, olgun bir ilişkinin temel koşullarından biridir.
Ancak burada asıl mesele başlar: Kusur, nereye kadar kusurdur?
Kabul Edilebilir Olanla Edilemeyen Arasındaki Çizgi
Bir insanın unutkanlığını, dağınıklığını, farklı düşünme biçimini, bizim kadar duygusal ya da romantik olmayışını kabullenmek başka bir şeydir. Bunlar kişiliğin doğal farklılıklarıdır. Bir ilişkide her iki tarafın da bu farklılıklarla yaşamayı öğrenmesi, karşılıklı anlayışın ve olgunluğun göstergesidir.
Ancak sürekli küçümsenmek, değersiz hissettirilmek, yalanla veya manipülasyonla karşılaşmak, sınırlarının ihlal edilmesi ya da aynı davranışlarla defalarca incitilmek bambaşka bir meseledir.
Bunlar yalnızca kişilik farklılığı olarak değerlendirilemez. Çünkü kusursuzluk beklememek ile zarar görmeyi kabullenmek arasında ince ama hayati bir sınır vardır.
Bu ayrımı yapamamak, insanı zamanla kendi ihtiyaçlarından, duygularından ve hatta kendine duyduğu saygıdan uzaklaştırabilir. Bir ilişkiyi sürdürebilmek adına gösterilen anlayış, kişinin kendi sınırlarından sürekli vazgeçmesini gerektiriyorsa artık üzerinde düşünülmesi gereken şey karşı tarafın kusurları değil, ilişkinin kendisidir.
Onarım Kapasitesi: Sağlıklı İlişkinin Gerçek Ölçütü
Sağlıklı ilişkilerde de insanlar birbirlerini kırar, zaman zaman anlaşamaz, tartışır ve hata yaparlar. Çünkü iki farklı insanın her konuda aynı düşünmesi, aynı hissetmesi ve aynı tepkileri vermesi mümkün değildir.
Asıl belirleyici olan, çatışmanın yaşanıp yaşanmaması değil, sonrasında ne olduğudur.
Sağlıklı bir ilişkide taraflar birbirlerini dinleyebilir, kendi paylarına düşen sorumluluğu üstlenebilir, gerektiğinde özür dileyebilir ve davranışlarını değiştirmek için çaba gösterebilirler. Birbirlerini anlamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını da ifade edebilirler.
Yani sağlıklı ilişkide kusur vardır, ama onunla birlikte onarım da vardır.
Zarar verici ilişki dinamiklerinde ise bu süreç farklı işler. Bir taraf incindiğini dile getirdiğinde duyguları küçümsenebilir, yaşadıkları önemsizleştirilebilir ya da sorumluluk yine kendisine yüklenebilir. Özürler verilse bile davranışlar değişmeyebilir.
Böyle bir durumda artık mesele bir insanın kusurlarını kabul edip edememek değildir. Mesele, yaşananın bir kereye mahsus bir hata mı, yoksa tekrar eden bir davranış örüntüsü mü olduğudur.
Çünkü bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını yalnızca güzel zamanlar değil, zor zamanlarda tarafların birbirlerine nasıl davrandıkları da gösterir.
Sormamız Gereken Asıl Soru
Belki de ilişkilerde kendimize sormamız gereken soru, “Bu insanın kusurlarını kabul edebiliyor muyum?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Bu kusurların içinde ben, kendim olarak kalabiliyor muyum?”
Düşüncelerimizi rahatça ifade edebiliyor, duygularımızı küçümsenme korkusu olmadan paylaşabiliyor, sınırlarımızı suçluluk hissetmeden koruyabiliyor muyuz? Yoksa ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli kendimizden mi ödün veriyoruz?
Çünkü sevgi, karşımızdaki insanı kusursuzlaştırmaya çalışmak değildir. Ama sevgi adına kendimizi küçültmek, eksiltmek ya da görünmez kılmak da değildir.
Gerçek bir bağ, iki insanın birbirlerinin farklılıklarını kabul ederken kendi bütünlüklerini de koruyabildikleri yerde kurulur.
Kimse kusursuz değildir. Ama her davranış da kusur değildir. Bazı farklılıklar kabul edilmeyi, bazı hatalar onarılmayı, bazı davranışlar ise sınır çizilmeyi gerektirir.
Olgun sevgi, bunların arasındaki farkı görebilmektir.

















