İnsan, hayatı hep önünde uzun bir yol var sanarak yaşar. Söylemek istediklerini erteler, gitmek istediği yerlere “bir gün” der; sevdiklerine sarılmayı başka bir zamana bırakır. Oysa hayatın en büyük gerçeği, kimseye ne kadar zamanı kaldığını söylememesidir. Bu yüzden en çok da geciken cümleler pişmanlık olur.
Ne tuhaftır ki çoğu insan, elindekinin değerini kaybettiğinde anlar. Bir dostun sıcak sohbeti, anne babanın sessiz varlığı; çocukluğun kaygısız günleri… Hepsi yaşanırken sıradan görünür. Fakat yıllar geçtikçe insan, en büyük zenginliğinin aslında bunlar olduğunu fark eder. Paranın satın alamadığı, zamanın ise geri getiremediği şeylerdir bunlar.
Hayat, aceleyle yaşandığında güzelliklerini saklar. Sabah doğan güneşe bakmadan işe yetişmeye çalışırız, gökyüzündeki bulutların şekline dikkat etmeyiz. yanımızdan geçen insanların gözlerinde taşıdığı hikâyeleri göremeyiz. Oysa mutluluk çoğu zaman büyük olaylarda değil, küçük ayrıntıların içinde gizlidir. Fark edilmeyi bekleyen sessiz bir misafir gibidir.
İnsan bazen kendisini de erteler. Hep başkalarının beklentilerine yetişmeye çalışırken kendi hayallerini unutabilir. Çocukken kurduğu düşler, yetişkinliğin telaşı içinde yavaş yavaş silinir. Sonra bir gün aynaya bakar ve “Ben ne zaman kendim olmaktan vazgeçtim?” diye sorar. Bu soru, belki de hayatın en ağır sorularından biridir.
Oysa yaşamak, sadece nefes almak değildir. Yaşamak: hissedebilmektir, sevebilmektir, affedebilmektir. Bir ağacın gölgesinde huzur bulmak, yağmurun kokusunu içine çekmek: sevdiğin bir insanın sesini duyunca gülümseyebilmektir. Bunlar küçük gibi görünür ama hayatı büyük yapan da zaten bu küçük anlardır.
Belki de en doğru zaman, beklediğimiz gelecek değil, içinde bulunduğumuz bugündür. Çünkü yarın, kimseye verilmiş bir söz değildir. Bugün söylenen bir “Seni seviyorum”, bugün edilen bir teşekkür ya da bugün atılan cesur bir adım, yıllarca ertelenmiş binlerce cümleden daha değerlidir.
Hayatın sonunda insanlar ne kadar kazandıklarını değil, ne kadar yaşadıklarını hatırlar. Kaç kişiye dokunduklarını, kaç kalpte iz bıraktıklarını düşünürler. Geriye kalan; makamlar, unvanlar ya da eşyalar değil, insanların hatırladığı iyiliklerdir.
Belki de bu yüzden hayatı ertelememek gerekir. Çünkü zaman, bekleyenleri değil, yürümeye cesaret edenleri hatırlar. Ve insan, en çok geç kaldığı şeylerin değil; tam zamanında yaşadığı anların huzuruyla yaşlanır.
















