Hayatın her zaman istediğimiz gibi gitmesini beklemek, çoğu zaman bizi hayatın kendisinden daha fazla yorabiliyor. İşler beklediğimizden farklı geliştiğinde yalnızca yaşadığımız durumla değil, kendi düşünce ve duygularımızla da mücadele etmeye başlıyoruz. “Böyle olmamalıydı.”, “Bununla nasıl baş edeceğim?”, “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” gibi düşünceler zihnimizde dönüp durabiliyor.
Psikolojik iyi oluş, hayatımızda hiç stres, kaygı, üzüntü ya da hayal kırıklığı yaşamamak anlamına gelmiyor. Bütün bunlara rağmen nerede olduğumuzu, ne yaşadığımızı fark etmekle başlıyor. Hepimizin zorlandığı, belirsizlik yaşadığı, kontrolünü kaybetmiş gibi hissettiği dönemler var. Bence burada asıl önemli olan, yaşadığımız her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, değişen koşullar karşısında ne kadar esnek kalabildiğimiz.
Psikolojik esneklik biraz da “Bunu yaşamamalıyım.” demek yerine, “Şu anda bunu yaşıyorum, peki bununla birlikte nasıl ilerleyebilirim?” diyebilmekle ilgili. Bu, olumsuz duyguları kabullenip hiçbir şey yapmamak ya da her koşula uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Tam tersine, bazen durabilmek, bazen yön değiştirebilmek, gerektiğinde yardım istemek, sınır koymak ya da artık değiştiremeyeceğimiz bir şeyi kabul edebilmek anlamına geliyor.
Örneğin, kaygılandığımızda çoğu zaman ilk isteğimiz kaygının bir an önce geçmesi oluyor. Üzüldüğümüzde kendimize “Artık bunu düşünmemeliyim.” diyebiliyoruz. Öfkelendiğimizde ise duygumuzun etkisiyle hemen tepki verebiliyoruz. Oysa duygularımızı ortadan kaldırmak amacımız olmamalı. Daha işlevsel olan, duyguyu fark etmek ve onunla davranışımız arasında küçük bir alan oluşturabilmek. “Şu anda ne hissediyorum? Zihnim bana ne söylüyor?” diye durup bakabilmek, bu alanı oluşturmanın bir yolu.
Zihnimizin ürettiği her düşüncenin gerçek olmadığını hatırlamak da önemli. Bazı düşünceler bize çok gerçek gelebilir. Ancak bir düşüncenin aklımızdan geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Bazen düşüncemize biraz mesafe koymamız gerekir. “Zihnim şu anda bana … (başaramayacağımı, değersiz olduğumu, beni sevmediğini…) söylüyor.” diye bakmak, düşünceyle aramıza bir mesafe koymada çok faydalıdır.
Bir başka önemli nokta ise kontrol alanımızı fark etmek. Hayatta başkalarının davranışlarını, geçmişte yaşananları ya da geleceğin bütün ayrıntılarını kontrol edemeyiz. Fakat kendi davranışlarımızı, vereceğimiz tepkileri, yardım istemeyi, sınır koymayı veya bir sonraki adımımızı seçebiliriz. Kontrolümüzde olmayan şeylerle sürekli mücadele etmek yerine, etkileyebileceğimiz alana yönelmek çoğu zaman hem daha işlevseldir hem de daha iyi hissetmemize yardımcı olur.
Belki de bütün bunların merkezinde kendimize şu soruyu sormak var: “Benim için gerçekten önemli olan ne?” Çünkü psikolojik iyi oluş yalnızca iyi hissetmekten ibaret değil. Bazen kaygılı, üzgün ya da zorlanıyor olabiliriz ve yine de bizim için önemli olan bir şeye doğru küçük bir adım atabiliriz. İyi oluş biraz da zor duyguların hiç olmadığı bir hayat değil, o duygular varken de kendi değerlerimizden tamamen kopmadan yaşamaya devam edebilmek.
Elbette her güçlüğün üstesinden yalnızca zihnimizi değiştirerek gelmemiz mümkün değil. Bazen yaşadığımız stres çok yoğunlaşabilir, günlük işlevselliğimizi etkileyebilir ve profesyonel desteğe ihtiyaç duyabiliriz. Böyle zamanlarda psikolojik destek almak, kişinin kendisi için attığı önemli bir adımdır.
Hiç zorlamayan bir hayat mümkün değildir. Amacımız, zorlandığımız zamanları kabul edebilmek, düşüncelerle aramıza bir mesafe koyabilmek ve her duyguyu yaşamamız için kendimize alan açmaktır. Her şey insan içindir, her düşünce gerçek değildir ve her duygunun bir ömrü vardır.



















