Annesini ziyarete gelmişti, kafasında türlü planları vardı. Kız kardeşini bekliyordu. Çoktandır akıllarındaydı yapacakları. Annelerine beraber gelip dip köşe temizleyecekler, arada belli etmeden biriken eskileri atacaklardı.
Nihayet tüm plan kusursuz ilerledi. Mükellef bir kahvaltıdan sonra kızlar işe koyuldular. Dolaba giriliyor, bardak, tabak; hep aynı işlem sürüyordu.
“Anneciğim, bu tek kalmış.”
“Anneciğim, bu çok eskimiş.”
“Anneciğim, çok daha güzelleri çıktı.”
Koca bir çöp poşetini doldurmuşlardı iki dakikada. Kadının canı sıkılıyor, sararıp bozarıyordu ama canlarıydılar ve niyetleri iyiydi.
“Küçüğü, rahatlarsın anneciğim, ferahlarsın anneciğim, minimal yaşam kolaylıktır.” diye diye tozunu atıyordu ortalığın.
Artık üç çuvalı doldurmuşlardı. Nihayet giysilere sıra geldi.
“Anne, bu kimin kundağı? Bak, ben kaç yaşıma geldim.”
“Anne, bu kimin patiği? Anne, artık parmakları bile girmez.”
Kadına nefes aldırmadan çalışıyorlardı. Sloganları da vardı: “Anı yaşarken güzel, anmak için zihin yeter.”
Sonunda bir solmuş tülbenti eline aldı küçüğü.
“İşte bu çöp, saklama annem…”
Uzandı, aldı elinden, kokladı, sinesine bastı. Gözünden nohut nohut da yaşlar döküldü sessizce.
“Annemin o, annem kokuyor. Siz benimkilerin hepsini atarsınız.”
Minimal yaşam, trend bu.
Açıklaması da akılcı: Minimal yaşam, ihtiyaç fazlası her türlü eşya, alışkanlık ve zihinsel yükten arınarak “az ama öz” felsefesini benimsemektir. Amaç, maddi ve manevi sadelik yoluyla daha fazla huzur, zaman ve özgürlük kazanmaktır. [Google]
Çok güzel, etkileyici vaatleri yerinde. Peki ya gerçek amaç?
İnsan bir bütün, fiziksel ve ruhsal bir kokteyl karışımı. Birinin etkisinden diğerini ayırmak imkânsız.
Böyle bir felsefe, vaat ettikleriyle ele alındığında huzur ve özgürlük başlıklarının altını dolduramıyor.
Gerçekten ihtiyaç fazlası ürünler var evlerimizde. Peki, neden?
Önceki oyunda dürtülenen alma hissimizle ilgili tamamen hesaplanmış bir işleyişin neticesi. Son indirim, çok taksit, bir daha yok… Aklınızın ucundan bile geçmeyen birçok malzemeyi eve aldırdılar bize.
Dünyanın sonuymuş gibi yığdırana kadar ittiler malzemelerin önüne. Kartlarla bedava gibi indirdiler alt beyinlerimize. Gözümüze soka soka elzem duygusu oluşturdular içlerimizde.
Kaçarı yok, baskı büyük. Bilboardlar, afişler, bina boyu reklamlar, TV, internet, radyo… Erişilebilecek her yerden, sevip tanıdığımız yüzlerce… Çivilediler beynimize.
Öyle ki “Önce şunu al, nefesini sonra alırsın.” oldu.
Ürettiler, sattılar. Ürettiler, sattılar. Satış stratejilerinin hepsini hiç acımadan üzerimizde uyguladılar.
Bekâr bir erkeğin indirimden aldığı pedleri rafladığı videolar var. Ehliyeti olmayanın çatı katında otomobil lastiği…
Küçükken okumuştum, Yahudi bir çivi bulsa “Alayım, evim olunca çakarım.” dermiş. O psikolojiye soktular hepimizi.
“Hiçbir şey olmazsa birine hediye ederim.”
Bu çok ciddi hesaplanmış bir oyundur. Seni işe düzenli gidip, düşünmeden sadece çalışıp, yalnızca onların ürünlerini alıp ve yine yine çalışıp onlara kazandırman için.
Annenin tülbenti, yavrunun kundağı değil minimalizmin hedefi.
Genç nesil yakalayamıyor tuzağı. Onlar geçmişle bağın. Duygusal olarak o ana kavuşabilme aracın. Zaman geçiş asansörün.
Onlara ellemeyin.
Hedef aldığın, taksit ödeyip bacana bayram yaptırdıkların… Evin yerin göğün doldu. Eşyan bitti, fazlan yığıldı. Onların hedefi yer açmak.
Sana “Fazlayı at, eşyayı sevme, evi boşalt, minimalist yaşama geç.” Geç ki önüne bir ürün çıkınca hemen al.
Arkadaşım yedinci çaydanlığını aldığında şaşırarak baktım. Çok sakin bir ifadeyle, “Koltuklarımın renginden, kulpları.” dedi.
Renk tutkumuz, koku zevkimiz, ahenk ve huzur ifadelerimiz, ruhsal tüm giriş kodları ustaca kullanılarak saadet vaat ediyor alışverişle sana.
Kart limiti, ekstre açılımı, erteleme, faiz, en azını öde gibi iç burkan, midene spazm geçirten her şeyi yok ediyor önünden. Bir bardak soğuk içecekle abad olacaksın diyor.
Yahu, faturayı ödeyememiş adam. Ne soğuk içeceği? Tatilin erkeniymiş… Yılın 11 ayı divane gibi çalışmanı, işi bırakabilme özgürlüğünü elinden alarak sana köpüklü sular görselleri içiriyorlar.
Sonuç: Mutsuz, kocaman bir millet…
Part 1: İnsanı yalnızlığa yönlendir.
Part 2: İnsanlardan tiksindir.
Part 3: Kendini sevdir, kendine hizmet ettir.
Part 4: Sat, sat, sat.
Part 5: Artık her şeyi, senin dilediğini yap.
Elimizdeki zehirli kutular, önümüze sunulan sihirli dünyalar, avucumuza doldurduğumuz rengârenk haplar ve hızla bitip giden ömür.
Mezarlıklar taşlarla dolu, okuyanları yok. Evler eşyalarla dolu, oturanları yok. Dünya insanlarla dolu, yaşayanları yok…
Allah sonumuzu hayreylesin, bizim çok fazla umudumuz yok…


















