Market raflarında dikkatinizi çekmiştir; artık neredeyse her ürünün üzerinde “şekersiz”, “ilave şeker içermez”, “light” veya “fit” gibi ifadeler yer alıyor. Hatta son dönemde danışanlarımdan da en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Hocam bunu gönül rahatlığıyla tüketiyorum, çünkü şekersiz.”
Peki gerçekten öyle mi?
Şeker yerine tatlandırıcı kullanılan endüstriyel ürünlerin sayısı her geçen gün artarken, bu ürünlerin tüketiciler tarafından daha güvenli olarak algılanması sizce yalnızca sağlık bilincinin artmasının bir sonucu mu? Yoksa gıda endüstrisinin değişen tüketici beklentilerine uyum sağlayan başarılı bir pazarlama stratejisiyle de karşı karşıya olabilir miyiz?
Elbette ilave şeker tüketiminin azaltılması önemli bir halk sağlığı hedefidir. Obezite, tip 2 diyabet ve metabolik hastalıklarla ilişkisini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma, üreticileri ürün içeriklerini yeniden düzenlemeye yöneltti. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.
Bir ürünün şeker içermemesi, onun otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Tam da bu noktada davranış bilimlerinin dikkat çekici kavramlarından biri devreye giriyor: Health Halo Effect, yani Sağlık Halesi Etkisi.
Bu etki, bir ürünün tek bir olumlu özelliğinin tüm ürün hakkında olumlu bir yargı oluşturmamıza neden olmasını ifade eder. Yani ambalaj üzerinde gördüğümüz “şekersiz” ifadesi, çoğu zaman ürünün tamamını daha sağlıklı olarak algılamamıza yol açar. İşte tam da burada beslenme psikolojisi ile pazarlama stratejileri birbirine temas ediyor. Çünkü tüketim kararlarımızı her zaman açlık ya da beslenme bilgimiz belirlemiyor; ürünün bize nasıl sunulduğu da en az bunlar kadar etkili olabiliyor.
Bilimsel açıdan baktığımızda ise değerlendirmemiz gereken konu yalnızca şeker değildir. Bir ürünün ne kadar işlendiği, içerdiği lif miktarı, protein dengesi, kullanılan yağ kaynakları, katkı maddeleri ve besin matriksi de en az şeker kadar önemlidir.
Üstelik son yıllarda bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan çalışmalar da bize beslenmenin yalnızca kalori hesabından ibaret olmadığını gösteriyor. Bazı tatlandırıcıların bağırsak mikrobiyotası ve metabolik yanıt üzerindeki etkileri araştırılmaya devam ediyor. Bulgular kesin olmasa da, bu durum bize tek bir etikete bakarak bir ürünü “sağlıklı” ilan etmenin bilimsel olarak doğru olmadığını hatırlatıyor. Ben danışanlarıma market alışverişinde her zaman aynı soruyu sormalarını öneriyorum:
“Bu ürün gerçekten beni besliyor mu, yoksa sadece daha sağlıklı görünmek üzere mi tasarlanmış?”
Çünkü sağlıklı beslenme, yalnızca şekeri azaltmak değildir. Asıl amaç; daha az işlenmiş, besin değeri yüksek ve metabolik sağlığı destekleyen seçimler yapabilmektir. Sonuç olarak mesele, tatlandırıcıları tamamen iyi ya da kötü ilan etmek değildir. Asıl mesele, bir ürünü yalnızca ön yüzündeki pazarlama mesajıyla değil; içerik listesi, işlenme düzeyi ve genel beslenme kalitesiyle birlikte değerlendirebilmektir.
Belki de artık sormamız gereken soru “Şeker var mı?” değil.
“Bu ürün gerçekten sağlığımı destekleyen bir besin mi?”
Bilim ve farkındalığınızın yüksek olduğu sağlıklı günler dilerim.

















