Mindfulness çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sanki bir minder, yarı kapalı gözler ve derin nefesler olmadan mümkün değilmiş gibi anlatılıyor. Oysa mindfulness, hayatın tam ortasında; bulaşık suyunun ılık sıcaklığında, durakta beklerken ayakkabının ucuna takılan tozda, cevapsız kalan bir mesajın göğüste bıraktığı o küçük boşlukta yaşar.
Mindfulness, olanı düzeltmeye çalışma alışkanlığından vazgeçme cesaretidir. Çünkü biz genelde anı yaşamayız; anı ya düzeltiriz, ya yargılarız ya da bir an önce başka bir ana sürükleriz. Oysa şimdi, sandığımız kadar sabırlı değildir. Fark edilmediğinde küser ve sessizce geçip gider.
Mindfulness bize şunu öğretir: Her şey anlaşılmak zorunda değil. Bazı duygular çözülmek için değil, hissedilmek için gelir. Bazı düşünceler cevap değil, sadece varlık ister.
Anın içinde kalmak; mutlu olmaya çalışmak değildir. Bazen sadece dağınık olmaya izin vermektir. Bazen “iyi değilim” cümlesini süslemeden kabul etmektir. Ve bazen hiçbir şey yapmadan, sadece nefes alıp vermenin zaten yeterli olduğunu fark etmektir.
Mindfulness bir kaçış değil, tam tersine yüzleşmedir. Telefonu sessize almak değil; içindeki sesi kısmadan dinleyebilmektir. Sakin olmak değil; karmaşanın ortasında kendini terk etmemektir.
Belki de bu yüzden zor. Çünkü anda kalmak, bahane üretmez. Geçmişe sığınıp “o yüzden böyleyim” demez, geleceğe kaçıp “sonra düzelir” diye avutmaz. Sadece şunu söyler: “Şu an buradasın. Ve bu da bir gerçek.”
Mindfulness, hayatı kontrol etmeyi bırakıp onunla temas etmektir. Ne daha fazlası, ne daha azı. Sadece şimdi. Olduğu gibi.
Küçük Bir Hikâye
Kadın her sabah aynı bankta oturuyordu. Denizi gören ama denize bakmayan bir banktı bu. Elinde kahvesi, zihninde yapılacaklar listesi, kalbinde adını koyamadığı bir ağırlık vardı.
O sabah kahve kapağı tam oturmadı. İlk yudumda sıcak damlalar parmaklarına aktı. Refleksle elini çekti, söylenecekti ki durdu. Sıcağın teninde bıraktığı hissi fark etti. Kahvenin kokusunu. Martının uzaktan gelen sesini. Ayakkabısının ucuna değen sabah serinliğini.
O an için hiçbir şeyi düzeltmedi. Kapağı düzeltmedi. Kendini toparlamadı. Sadece orada kaldı. Ve ilk defa fark etti: Hayat, onun yetişmeye çalıştığı yerde değil, durup hissettiği yerde akıyordu.
Kahve soğudu. Gün başladı. Sorunlar çözülmedi. Ama kadın, o sabah kendini kaçırmadı. Ve bazen, mindfulness tam olarak budur.



















Harika, bayıldım.
Tam ihtiyacım olduğu anda karşıma çıktınız.
Bu büyük bir başarı teşekkürler