Hayat bize hep mücadele etmeyi öğretti. Daha çok çabalamayı, daha sıkı tutunmayı, biraz daha sabretmeyi… Oysa kimse zamanında vazgeçmenin de bir erdem olduğunu anlatmadı.
Bu yüzden çoğumuz, artık bizi büyütmeyen ilişkilerin, tüketen alışkanlıkların, kırgınlıkların ve çoktan geride kalmış anıların içinde yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü gitmekten değil, bilinmezden korkuyoruz. İnsan zihni, tanıdığı acıyı tanımadığı ihtimale çoğu zaman tercih ediyor. Psikolojinin yıllardır üzerinde durduğu gerçeklerden biri de budur: Alışılmış olan, her zaman iyi olmasa bile güvenliymiş gibi hissettirir.
Oysa hayat, yalnızca tutunarak değil; gerektiğinde bırakmayı öğrenerek de ilerler.
Vazgeçmek çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki yenilgiyi kabul etmek, pes etmek ya da güçsüzlüğü kabullenmek gibi görülür. Oysa bazen vazgeçmek, insanın kendisine duyduğu saygının en güçlü ifadesidir. Çünkü insan, kendisine zarar veren bir yerde kalmayı bıraktığında kaybetmez; kendini yeniden kazanmaya başlar.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir cümle uzun süre zihnimde kaldı:
“Yanlış bir yola girdiğinizde navigasyon size yeni bir rota oluşturur. Çünkü hedef bellidir.”
Belki de hayatı anlatan en sade cümlelerden biri buydu.
Navigasyon bulunduğunuz noktaya takılmaz; ulaşmak istediğiniz yere odaklanır. Yanlış yolda olduğunuzu fark ettiğinizde sizi yargılamaz, suçlamaz ya da “Keşke bu yola girmeseydin.” demez. Sadece yeni bir yol çizer.
İnsan da kendisine bunu yapabilmeli.
Geçmişe takılıp kalmadan, yanlış seçimlerini hayatının sonu gibi görmeden, yeni bir rota oluşturabilmeli. Çünkü önemli olan nerede hata yaptığınız değil, bundan sonra hangi yöne yürümeyi seçeceğinizdir.
Eğer hedefiniz başkalarını memnun etmek değil de kendi ruh sağlığınızı korumak, huzurunuzu büyütmek ve daha sahici bir hayat kurmaksa; mutlaka başka yollar vardır. O yollar bazen cesaret ister, bazen yalnızlık, bazen de sessizce vedalaşabilmeyi…
En çok da kendinize güvenmeyi.
Çünkü insanı yoran çoğu zaman yaşadığı olaylar değildir; artık değişmeyeceğini bildiği şeyleri değiştirmeye çalışmaktır.
Hayat bir yapboz gibidir. Her parçanın kendine ait bir yeri vardır. Size ait olmayan bir parçayı ne kadar zorlarsanız zorlayın, resim tamamlanmaz. Üstelik yalnızca o parçayı değil, bütün resmi de bozarsınız.
Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için gelir. Bazı yollar varılacak yer değil, geçilecek duraktır. Bazı vedalar ise eksilmek değil, hafiflemektir.
Zihnimiz çoğu zaman aynı soruların etrafında döner durur: “Neden ben?”, “Neden böyle oldu?”, “Neden gitmedi?” Oysa bu soruların çoğunun tatmin edici bir cevabı yoktur. Bazen iyileşme, cevabı bulduğumuz gün değil; cevapsız yaşamayı kabul ettiğimiz gün başlar.
Kabul etmek vazgeçmek değildir. Kabul etmek, gerçekle kavga etmeyi bırakmaktır.
Ve insan, gerçekle savaşmayı bıraktığında enerjisini yeniden yaşamaya ayırabilir.
Belki bugün tam da ihtiyacınız olan şey, hayatınızı yeniden gözden geçirmek değildir. Belki sadece sizi yoran yüklerden birini sessizce yere bırakmaktır.
Çünkü bazı kapılar kapanır ki insan sonunda kendi kapısını açabilsin.
Unutmayın…
Vazgeçmek her zaman bir son değildir.
Bazen insanın kendine doğru attığı ilk adımdır.
















