Ichiro Kishimi’nin The Courage to Be Disliked (Sevilmeme Cesareti) kitabındaki başarısının ardından raflara “Sıradan Olma Cesareti” adıyla gelen bu yeni kitap, aslında aynı felsefi zemin üzerine kurulu. O da Adler psikolojisi. Fakat bu kez konu beğenilmek değil, özel olmak ihtiyacı. Kitabı elime aldığımda ilk sorduğum soru şuydu. Bir önceki kitabın başarısının gölgesinde kalan, ticari amaçla üretilmiş bir devam kitabı mı bu, yoksa gerçekten kendi ayakları üzerinde duran bir eser mi? Reklamlarını ve tanıtımlarını Instagram’da görünce epey heyecanlandım doğrusu. Çünkü bu mesele benim de uzun süredir kafamı kurcalayan bir durumdu.
Kitabın omurgası oldukça net aslında. Kişi kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayarak, öne çıkmaya çalışarak, özel olma arayışı içinde tükeniyor. Kishimi’nin çözümü ise radikal görünse de aslında basit. Öne çıkmaya çalışmayı bırakmak. İçindekiler’e baktığımızda yedi bölümlük bir yapı görüyoruz. Kitap neden özel olma ihtiyacı duyduğumuzun kökenlerinden başlayıp (doğum sırası, ebeveyn onayı gibi Adleryen temalarla), aşağılık duygusu, rekabet, kıyaslama üzerinden ilerleyip kendi hayatınızı yaşamak bölümüyle kapanıyor.
Bu yapı bana oldukça tanıdık geldi. Adler okulunun klasik enstrümanları hep aynı: rekabetin doğal olmadığı iddiası, aşağılık duygusunun nedensellik yanılsaması olduğu, başkalarının onayına ihtiyaç duymamanız gerektiği. Bir önceki kitabı okuyanlar için “yeni nesil Adler felsefesi” notu biraz iddialı. Burada yeni bir felsefeden çok, aynı felsefenin farklı bir kesitten anlatımı var.
Buna rağmen kitabın haklı olduğu bir nokta var. Türkiye’de ve dünyada kişisel gelişim literatürünün büyük bir kısmı sizi daha fazlasını yapmaya, daha görünür olmaya zorluyor. Kishimi bunun tam tersini söylüyor ve bu cesaret gerçekten takdiri hak ediyor. “Sıradan olmak başarısızlık değil, özgürlüktür” cümlesi, sosyal medya çağında kanıtlama mecburiyetinde boğulan bir okur için gerçekten rahatlatıcı bir önerme. Özellikle “Değerlendirme Değeri Belirlemez” ve “Sadece Var Olmakla Katkıda Bulunursunuz” gibi bölüm başlıkları, kitabın en güçlü olduğu yerler.
Şimdi madalyonun diğer yüzüne bakalım. Adler psikolojisinin popüler anlatımlarının ortak riski, karmaşık insan motivasyonunu sadece bir karar meselesine indirgemesi. “Rekabete gerek yok”, “kıyaslamayı bırakın” gibi başlıklar kağıt üzerinde güzel duruyor ama yapısal eşitsizliklerin, ekonomik kaygıların, kurumsal rekabetin gerçek olduğu bir dünyada bu öneriler bazen naif kalabiliyor. Kitap, bireyin iç dünyasına odaklanırken, özel olma baskısının önemli bir kısmının dışsal yani ekonomik, kurumsal, dijital vb olduğunu yeterince tartışmıyor gibi görünüyor.
Bu kitap, kendini sürekli kanıtlama yorgunluğu yaşayan, performans baskısından bunalmış bir okur için gerçek bir soluklanma alanı sunuyor. Ama yapısal bir çözümlemeden çok kişisel bir zihniyet değişimi öneriyor. Yer yer de tekrarlara düşen bu kitabı bir reçete olarak değil, bir bakış açısı önerisi olarak okumak daha doğru olur diye düşünüyorum.
Sevgiyle kalın 😊


















