Küçük adımlarla başladı
hayatı yürümeye.
Oysa yaşı,
attığı adımlardan çok ilerideydi.
Yaşadığını sanıyordu:
Gülmeyi, susmayı,
geçip giden günlere karışmayı…
Ta ki hayatın
o kırılma anına kadar.
Bir gün durdu;
içindeki bütün sesler sustu.
Ve geriye yalnızca
bir soru kaldı:
“Ben şimdi ne yaşadım?”
Sonra bir diğeri düştü
yüreğinin en sessiz yerine:
“Neden yaşadım bunu?”
Günler geçti,
haftalar gecelere karıştı.
O düşünce bırakmadı onu;
çünkü hayat,
en ağır darbeyi
hiç beklenmeyen yerden vururdu.
İşte o zaman,
küçük bir çocuğun
büyük ayakkabılarla yürümeye çalışması gibi;
ürkek, yavaş
ve yabancı adımlarla
hayatı yeniden öğrenmeye başladı.
Anladı ki
insanın içinde büyüyen sızı,
çoğu zaman yaşananlardan değil,
yarım kalan duygulardan doğardı.
Öğrendiği gerçekler,
kalbini ilk kez
bu kadar korumak istemesine neden oldu.
Çünkü bazı gerçekler
insanı büyütmezdi yalnızca,
sessizce yalnızlaştırırdı da.
Yine durdu,
yine düşündü.
Belki de mutluluk,
fazla düşünmeyenlerin sığınağıydı;
çünkü onun fark etme duygusu yüksekti.
İnsanların sustuğu yerde bile
eksik kalan anlamları duyabiliyordu.
Ve o,
yaşadığı her şeyin
bir gün
gerçekten fark edilmesini umuyordu.
Sızı

Bu İçeriği Paylaş
Şair
Yorum yapılmamış
Yorum yapılmamış















