Bir gölgenin yok oluş çığlığıydı,
Sessizliğin en derin yerine düşen.
Kimsenin duymadığı,
Ama duvarların ezberlediği bir ağıttı.
Karanlık, ceplerinde eski zamanlardan kalma
Yasak büyüler taşıyordu.
Ben, o büyülerin unutulmuş hecesi;
Duvarlara sürülen siyah bir dua.
Her çatlak bir hafızanın kırık aynasıydı.
Yüzümü eğdikçe başka bir ben dökülüyordu içimden.
Işık, beni öldürdüğünü sandı.
Oysa gölgeler ölmez; yalnızca şekillerini
Başka sessizliklere emanet eder.
Kendini yeniden var etmek için
Bulduğu tek büyü,
Yine karanlığın içinden doğan bir büyüydü.
Duvarlara işledi varlığını,
Çatlaklara bıraktı suskunluğunu.
Her iz, geçmişten kopup gelen
Yarım kalmış bir hikâyeydi.
Ne ışık onu tamamen silebildi,
Ne de gece sonsuza dek saklayabildi.
Çünkü gölgeler,
Yok olurken bile ardında
Bir parçalarını bırakırlar.
Ve bir gün,
Duvara vuran ilk ışıkta
Anlaşıldı ki
Kaybolan gölge değilmiş aslında;
Kendi sesini arayan bir ruhmuş.
Yok oluş bazen son değildir.
Bazen, en derin sessizlikten doğan
Yeni bir başlangıcın
İlk çığlığıdır.
Bir Gölgenin Yok Oluş Çığlığı

Bu İçeriği Paylaş
Şair
Yorum yapılmamış
Yorum yapılmamış















