Annelerin en değerlisi evlatlarıdır! Bu, tartışmaya kapalı bir duygudur. Kadın ne yaşarsa yaşasın, çocuğu için acılara, kederlere, yokluğa katlanır. Kendi duygularını ve arzularını öteleyerek, tabiri caizse kendini evladına feda eder. İstisnalar elbet ki vardır.
Anadolu kadını ise bu tanımın içini fazlasıyla dolduran, hatta taşırandır.
Anneler, her ne kadar evlat ayrımı yapmadıklarını söyleseler de, erkek çocuklarına karşı daha lütufkâr, daha fedakâr bir yaklaşım sergileyebilirler. Bu acizlikten mi kaynaklanır? Elbette hayır. Toplumsal geleneklere bağlılıktan mı, yoksa görmek istedikleri erkek profilini oğullarında yaşatma isteğinden mi, bilinmez. Ancak bu durum, fark edilmeden aileleri yıpratan bir bağlılığa dönüşebilir.
Geçenlerde bir yazı okudum. Şöyle diyordu: Evli bir adam, karısına doğum gününde ayakkabı hediye almış. Annesi, “Oğlum, karına ne aldın?” diye sorduğunda, “Ayakkabı aldım anne,” demiş. “Kaç numara giyiyor?” diye sorduğunda ise “40 numara aldım,” cevabını vermiş. Anne de “Oğlum, hiç 40 numara kadın ayağı mı olur? Erkek ayağı gibi!” deyince, o güne kadar eşinin ayağına hiç bu gözle bakmayan adamın zihnine bu düşünce yerleşmiş.
O andan sonra 40 numara ayak, onun gözünü rahatsız etmeye başlamış. Oysa 40 numara ayak elbette olur. Bedene göre uzuvların boyu ve şekli değişir. Uzun boylu bir kadında bu durum gayet doğaldır.
Fakat anneler çoğu zaman kutsal kabul edildiği için, onların ağzından çıkan her söz evlat üzerinde derin izler bırakır. Anne bir davranışı eleştirirse, evlat o davranışa takılır. “Kulakları büyük” dese kulağa, “Aklı yok” dese aklına takılır.
Ne kadar basit gibi görünse de, okumuş, hatta doktora yapmış bir erkek bile annesinin sözünü zihninde manşet gibi taşır. Ve zamanla duygularını annenin düşüncelerine göre şekillendirmeye başlar.
Erkeğin çok sevdiği bir kadını annesi sevmezse, bir süre sonra evlat da o duygunun peşinden gider. Eşinde ya da sevgilisinde, önceden fark etmediği kusurları görmeye başlar.
Anneler bir kez daha düşünmeli: Gerçekten evladımın iyiliğini mi istiyorum?
Öyleyse onu şekillendirmek yerine, birey olmasına izin vermeliyim.
Çünkü her insan bir bireydir. Bireyselliğini kabul eden erkekler elbette vardır. Ancak çoğumuz hâlâ büyüklerimizin sözlerini hayatımıza zımbalarız.
Bu yüzden ağzımızdan güzellikler çıksın. Evliliklerin büyük bir kısmı, aile içi müdahaleler nedeniyle yıpranıyor. Oysa evlilik iki kişiliktir. Üçüncü kişiler, en yakınımız bile olsa, yalnızca misafirdir.
Sevgi ve saygılarımla…



















Özellikle “beyler okusun ” tavsiyesi ardından merak ettim doğrusu. 😊 Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Evet erkek evlatlar ile anneler arasında gözle görülmeyen bir bağ var olduğunu çoğu kişi bilir. Tabiki evlatlar arasında ayrım yapılmadan. Güneydoğu Anadolu, doğu Anadolu ve kısmen de iç Anadolu bölgesinde yaşayanlar için biraz işler karışıyor. Saydığım bu bölgelerde iş gereği bulunduğum,eşimin Doğu Anadolu Bölgesinde yaşayan biri oldugudan dolayı gördüğüm bu durum beni şaşırtmadı. Neden mi çünkü kulaktan kulağa duyulanlara kendimizi alistirdigimiz için bizzat görünce sadece bize tastikleme düştü. Yineliyorum herkes için tabiki değil bu durum. Yani kendi gördüğümü herkes böyledir şeklinde yansitmam doğru değil. Her neyse 😊 bu yörelerdeki bazı kişilerin yazınızda belirttiğiniz üzere erkeklerin biraz daha ön plana çıktığıni yaşayarak tastikledik. Tamam diyoruz ne kadar kabul etmesekte cinsiyet ayrımını ama bakıyoruz ki bu işi farklı boyuta cikartabiliyorlar ve bu durum ilerleyen yıllarda kurmuş olduğu yuvada sevgisizlige saygi eksikliğine ve maalesef istenmeyen tartışmalara yol açıyor. Bu durum Türk aile yapısını da derinden etkiliyor. Öncelikle bizler gibi olan jenerasyonlara evlenmeden önce çevremizde kulağımıza “unutmayın sen sadece eşinle değil ailesi ile de evleniyorsun” gibi fısıldayan insanlardan kendini ve eşini koruman uzak tutman olacak. Kimse kimsenin ailesi ile evlenmez. Seversin sevdiğin ile bir dünya kurar onun içerisinde aile olur yaşar gidersin. Haaa aile üyelerinin başına bişey gelse görmezlikten gelirsin şeklinde değildir. Yerine göre konuşmayı,davranmayı sevsen de sevmesen de insanlık gereği yapmak zorundasın. Onun dışında senin kurduğun aile senin ailendir. Mutlu olmak istiyorsan dışarıdan kimsenin müdahalesine izin vermeyeceksin. Saygılarımı sunuyorum