Zamanın içinde saklı bir bilinmezlik vardır. Kimse zamanın neler getireceğini bilemez. Kimse hayatında olan her insanın gerçekten var olacağını, her zaman yanında olup onu kollayacağına emin olamaz. Biz insanlar bunun tam tersini istesek ve bunun için uğraşsak da maalesef hayatın bize sunduğu zaman kavramı bizi yanıltır. Zamandan önce hayatın, insanın kendisi bizi yanıltır. Herkesi kendimiz gibi zannettiğimiz o algı, zamanın etkisiyle bizi uykudan uyandırır.
İnsanoğlu bazı şeyleri zamanı gelene kadar göremez, çoğu zaman da görmek istemez. Zanneder ki her şey toz pembe, o insan, o iş veya o şey neyse hayatında çok iyi bir şey; fakat öyle olmadığını zamanla görür.
Kısacası, her zaman insanın lehine işler. Gün geçtikçe insan farklılaşır. Yeni şeyler öğrenir. Yeni insanlar tanır. Yeni yerler keşfeder, kendisine yatırım yapar. Belki de kayıpları olur. Kırgınlıkları olur, yaşadığı zorluklar olur… Kısacası, yaşamını etkileyen şeyler olur. Acı olur, zamanla geçer. Âşık olur, zamanla biter. Öfke olur, zamanla paslanır. “Hayat devam ediyor” klasiği yaşanır. Zaman her şeyin ilacı olur.
“Zaman her şeyin ilacı” anekdotu bazı yerlerde gereksizdir. Zamanın geçiremediği eksiklikler ve acılar vardır. Zaman insanı uykuya da sürükler, uykudan da uyandırır. İşine geldiğini görür, işine gelmeyene rüya der ve geçer insanoğlu.
En çok bunu dünya olaylarında yapar insan. Gazze’ye uyur, Doğu Türkistan’a uyur ve nicelerine uyur. Bunları görmez. Çünkü bize dokunmuyor, zaman bize hafif işliyor, onlar kadar ağır işlemiyor diye avutur kendisini.
Sadece bunlar değil. Tecavüze uyur, şiddete uyur, cinayete uyur. Uyanıklar sayesinde zaman bazen onlara taraf olur. Diğer uyuyanlar için ise söylenecek şey çoktur ama susmak zorunda kalınır.
Tek söylenecek söz, üstünkörü bir şekilde, “Uyan!” olur.
Uyan! Ey insan, dünyada daha büyük sıkıntılar var. Uyan, ey insan, zorluklarına şükür edecek zamanın var. Uyan, ey insan, nefes alacak özgür ülken var…
Her insanın derdi de sorunu da ayrı zordur. Bu yazıda da kimsenin derdini küçümsemek gibi bir derdim yok. Benim de bir derdim var, hatta birçok derdim var. Asıl mesele, dertlerinize isyan etmemenizdir. Bu yazımda bunu anlatıyorum. Dünyada hâlâ devam eden olaylara dikkat çekerek bunu yapıyorum. Unutmuyorum. Unutmak da bize yakışmaz.
Uykudan uyanmak bana nasip oldu. Şimdi de size soruyorum: Sizce de uyanmanın vakti gelmedi mi? Cevabı size bırakıyorum.
Sadece şunu eklemek istiyorum. Dünya, çivisi çıkmış bir yere, zaman hızlı akan bir nehire dönüşmüştür. Ani ölümler artmış, olaylar artmış, insana şükür için daha fazla zaman ayırmanın önemi gösterilmiştir. “Zaman geçmez” dedikçe, “zamanı var” dedikçe, ne kadar hızlı geçtiğini anlamak istenmiştir artık.
Uykudan uyanmanın vakti gelmiştir. Uyanmak belki de insanlık için en önemli şeydir.
Kimi insan, böyle söyleyince “Ne yapalım? Tepkiyi nasıl verelim?” gibi sorular soruyorlar. En iyi yaptığınız iş neyse, onunla tepkiyi verin. Yazmak mı? Yazın. Resim mi? Çizin. Tasarım mı? Tasarlayın. Veya diğer meslekler mi? Onlara uygun neyse onu yapın. Hiçbir şey olmuyor mu? Sosyal medyayı kullanın.
Önemli olan uyanın! Tepki verin. Unutmayın. Gerisi zaten Allah’ın izniyle bizi bulur.
Yazımı bir dua ile bitirmek istiyorum.
“Rabbim, tüm Müslüman kardeşlerimizin dertlerine derman, hastalıklarına şifa versin! Gazze, Doğu Türkistan gibi zulüm gören kardeşlerimize de kurtuluş ihsan eylesin! Diğer hak etmediği şeyleri yaşayan kardeşlerimize de güç versin Rabbim, adalet versin. En önemlisi de İslam’a uzun ömür versin. Hayatı dolu dolu geçirmeyi, onun rızası için uğraşmayı nasip etsin. Âmin.”















