GenelManeviyat

Yolculuk Nereye

0

Gitmek, hayatın ta kendisidir. Katıksız. Başka hiçbir şey eklemeden gitmek demektir hayat…

Gördüğümüz o ki; herkes ve her şey geliyor ve gidiyor. Demek bir yolculuk var. Demek her gelip giden şey bir yolcudur, insan dahi!

Madem ki insan bir yolcudur, öyleyse gidilecek, varılacak bir yer var demektir…

Öyleyse “Yolculuk Nereye?”

İnsan gideceği yeri elbette merak eder ve bu soruyu hep sorar içten içe ya da alenen…

Belki de gitmeden cevaplanmayacak bir sorudur bu. Ancak gittiği zaman görecektir yolculuk nereye imiş…! Çünkü insan gideceği yeri bilmez. Bilse ona yolculuk denmez. Daha önceden görüp bildiyse o gitmenin adı “ziyaret”tir. Yolculuk; bilmediği, henüz geçmediği yoldan geçmektir. Hayatı, bu yolda tanıştığı iniş-çıkışlardan, tümseklerden, virajlardan, tünellerden ve kuyulardan seyreder. Bazen bahçelerden, patikalardan ve kumsallardan yol alır. Kimi zaman bataklıklardan geçer yollar, kimi zaman diken tarlalarından, kimi zaman gül bahçelerine konuk olur, kimi zaman üzüm bağlarına. Fakat yolcudur insan, geçer ve gider damağında kalan lezzetlerin tortularını taşıyarak ya da dikenlerin açtığı yaraları sarmaya çalışarak..

Zaman zaman mola verir bakar kendine. Yolun başındaki acemi yolcu değildir artık. Yorulsa da, bitkin düşse de hayat yolunda hep gidiş vardır geri dönüşü olmayan…

………….

İnsan, aslında hep gitmek ister. Gitmeyi sever insan.

Sınırlı mekanların, hayallerini de sınırladığını düşünür ve gitmek ister. Kanatlarını açabilecek kadar bir boşluk buldu mu oradan süzülür bilinmezlere ve bilmek istediklerine…

Bilmek ister insan! Yaşamak, hissetmek ister!

Önceki “an” gitmiştir çünkü, şimdi sonraki “an”dadır. Onu yaşamak ister, aynı olamaz insan.

Beden elbisesiyle çatışsa da bu hal, hep değişmek ister… Onu durduran korkularıdır. Bilmediğinden korkar ya insan!

Bilmediği yere giderken az ya da çok endişeler taşır yüreğinde. “Emniyet ve huzur veren”i bulamamışsa eğer, gerekli teçhizatları da noksan ise heybesinde, yolculuk bir kabustur onun için.

Bastırmaya çalıştığı korkuları zamanla ümitsizliğe dönüşür ve tek çıkış yolu artık inkardır, belki kaçmaktır.

Gitmekten vazgeçmektir. Gideceği bir yerin olmadığını düşünmektir,

Kendini kandırmaktır, yani BİLE BİLE…

Tuhaftır, insan gittiğini bilir, bildiği halde hep bir kalma eğilimindedir var olduğu yerde.. Ve hep yanında birilerini de götürmek ister.. Belki de gideceği yere kalmak için gittiğindendir bu istidat… Belki de kalacağı yerde yalnız olmak istemediğindendir bir yol arkadaşı araması…

Oysa gidenlerin hepsi geldikleri gibi yalnız ve apansız gittiler… Daha yapılacak çok işleri vardı…

Daha bitmemiş hesapları vardı. Hayata geçireceği projeleri vardı. Eşyalarını yenileyecekti daha…

Yeni taşınan komşusuna “hoş geldin”e gidecekti. Ödemesi gereken borçları vardı belki. Posta kutusunda daha okunmamış gazetesi vardı. Hep yarına ertelediği arkadaş ziyareti vardı. Belki evlendireceği evladı vardı…

Kuracağı şirketleri vardı önümüzdeki yıllarda. Belki okullar, camiler yaptıracaktı. Daha okuyacak çook kitapları vardı. Daha söyleyecek sözleri vardı. Belki ocakta henüz pişmemiş yemeği vardı. Ya da akşama yapacağı ütüleri vardı…

Kalbini kırdığı sevdiğinden dilenecek bir özrü vardı belki. Küstüğü kardeşiyle barışacak bayram sabahı vardı daha. Af dileyeceği günahları vardı…

Ve belki de henüz “amin” diyemediği duası vardı..

……………

İnsan gitti! Ama onların hepsi kaldı! Hayatında yer verdiği her şeyi öylece bırakıp gitti gidenler! Nereye mi?

“Ameller niyetlere göredir…” (Buhari, 1) Hadis-i Şerifi bu mevzuda çok manidardır. İnsan nereye niyet etmişse oraya gider demektir. Nereye gitmek istemişse oranın yolunu tutmuş demektir bir açıdan…

Herkesin yolculuğu bu sebepten farklıdır. Kiminin yolculuğu sılayadır, sevdiklerinin yanınadır. Kimininki refahadır, bu çile enkazını bırakıp esenlik ve huzuradır yolculuğu…

Kimi kurtuluşa gider, günah ve şer odaklarının hedefi olmaktan kurtulmaya gider. Kimi vuslata gider. Hasretiyle biriktirdiği sevda güllerini muhatabına verebilmek için aşka gider…

Kimisi özgür ruhunu daraltan sınırlı mekandan, sonsuzluğa kanat çırpma aşkıyla özgürlüğe gider…

Kimi de… Kimisi de “mirac”a gider, o meleklerin “ar” ettiği yere, “sidre-i münteha’ya”… Ve oraya öyle layıktır ki edebinden kalkar geri döner.

İşte insan, yolculuğu güzel bir yere varsın istiyorsa; ya O en güzel örneği ayna edip yoluna devam edecek ya da bulacaksa O’nun gibi bir yoldaş bulacak.

Ümit nefes aldığımız sürece vardır ve insan nefes aldığı ve kalbi attığı sürece en iyi yolcu olma potansiyeline sahiptir. Yeter ki farkına varsın, yeter ki korkularının illüzyonundan çıkıp kendine yani özüne dönme gayretini göstersin. Yollar açılır, vasıtalar oluşur, kapılar açılır, kilitler açılır…

Dağlar, nehirler, okyanuslar geçilir, gökler açılır, gezegenler, yıldızlar geçilir. Şu koskoca evrendeki küçücük insanın özündedir cümle kainat ve o hep arayıp durduğu cevaplar… Vesselam!

Züleyha Bilgin

Sevginin Gücü

Önceki makale

Doğan Güneş

Sonraki makale

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Genel