…Vazgeçtim ben bugün,
Vazgeçtim bu dünyadan
Vazgeçtiğim ne var, ne yoksa
Hepsi sizin olsun…
(Gripin)
“Üstat kusura bakma, bizimkilerle takılırken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız” dedikten sonra üstadının önce saate bakması sonrasında ise hafif bir gülümsemesi ile önemli olmadığını anlayarak yerine geçti Tuncay. Önce heveslice bilgisayarında dosyalarını açıp okumaya başladıysa da bir süre sonra dikkati dağıldı. Her ne kadar kendini birkaç kere toplamaya çalıştıysa da küçük odada neredeyse karşılıklı ekranlarının arkasında birbirini görmeyecek şekilde konumlanmış üstadının sesini işitti:
“Anlat bakalım, senin canın bir şeylere sıkkın?”
“Yok Üstat, önemli değil gerçekten!”
“Bırak ona ben karar vereyim, dökül bakalım!”
“Bu altın son zamanlarda bayağı dalgalanıyor ya, ben de tam en üstteyken bir altın almıştım. Bizimkilerin diline düştüm biraz! Takılıyorlar biliyorum ama arada bir canım sıkılıyor yine de!”
“Var mı senden başka altın alan?”
“Şimdi sen sorunca düşündüm de yok galiba Üstat. Yani kimisi daha riskli yatırımlar yapıyor, kimi de pek birikim peşinde değil zaten!”
“Altın gördüğü yeri unutmaz. O dalga geçen arkadaşların da senden borç istemeye geldiklerinde intikamını alırsın!”
“Haklısın Üstat!”diyen Tuncay bir süre dikkatini toplayıp çalışmaya çalıştıysa da hem çalışmayı hem de bunu oda arkadaşından gizlemeyi başaramadı:
“Çıkart bakalım ağzındaki baklayı. Sen tam dökülemedin!”
“Yani… Dediğim gibi takıldıklarını biliyorum ama bazen ben de onlara takılmaya çalıştığımda onlar benim kadar hoşgörülü olmuyorlar sanki…”
“Sen bir kere zayıf noktanı göstermişsin, devamlı buradan vuracaklar. Bir arkadaşınız daha vardı, biraz daha tutumlu olan, onunla da uğraşıyorsunuz sanki! Aslında o birkaç kez cömertlik yapsa bir daha uğraşamazsınız!”
“Haklısın Üstat. Ama insan kendi arkadaşlarının yanında da rahat olması gerekmez mi?”
“Yok, gerekmez! Anlaşıldı bu öğleden sonra biraz atom parçalamamız lazım!”
“Atom parçalamak mı?”
“Einstein demiş ya “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur!”. Seninle biraz önyargıları parçalamaya çalışalım hadi! Söyle bakalım, akşam eve gidince ne yapacaksın?”
“Önce bir yemek yerim herhalde!”
“Zorunda mısın?”
“Değilim herhalde… Ama yani… Yemesem çok acıkırım…”
“Yani?”
“Yani, ne bileyim, açlıktan uyuyamam herhalde!”
“Hiçbir şey olmaz! Biliyorum benimle ilgili, boğazıma düşkün olduğumla ilgili de bir önyargı var ama biliyor musun bilmiyorum ama ben genelde tek öğün yemek yiyorum. Bana bir şey olmuyorsa, benden yirmi yaş daha genç olan sana hiçbir şey olmaz. Ayrıca hiç dayanamadığımı söyledikleri tatlıların akıbetini de biliyorsun!”
“Biliyorum Üstat, en ünlü tatlıcılardan gelen kutuları bile hiç açmadan dağıttırıyorsun! Şimdi her şeyden şüphe duymaya başladım. Yemekten sonra da “dışarıda bizimkilerle buluşacağız” diyeceğim ama sen “ona da gerek yok” diyeceksin!”
“Şu anda bir kere daha seni seçtiğim için mutlu oldum. İnsanın algılarının açık olması çok güzel. Hani arkadaşının hiç olup olmaması gerekliliğini de konuşuruz ama en azından herkesle arkadaş olmak zorunda değilsin. Sanki üzerinde bir mahalle baskısı var ve ona boyun eğiyorsun. Ama yani gerçek hayatta bile nereyse mahalleler dağılmışken senin bu mahalle baskısına boyun eğmeni anlamlandıramıyorum. Yani kaliteli bir yalnızlık bazen onlarca arkadaştan daha iyidir.”
“Şimdi Üstat, gerçekten demek istediğini anladım ve daha gerçekçi bir bakış açısı ile değerlendireceğim arkadaşlarımı ama laf arasında söylediğin arkadaşlık da gereksiz savın biraz ütopik değil mi? Yani insan paylaşmadan da yaşayamaz gibi geliyor?”
“Yok, ütopik değil aslında. Ben paylaşma demedim ki! Gerçekten de gerçek insanlarla paylaşmak zorunda değilsin. Yani gerçek insanlarla gerçekten ne kadar paylaşabiliyorsun? Paylaşınca hayal ettiğin tepkilerin ne kadarını alabiliyorsun? Ya da seninle paylaşılanlarla ilgili ne yapabiliyorsun? Onun yerine kafandaki aynı kişilerle ya da başka kişilerle hatta gerçekte hiç var olmayan kişilerle bile paylaşsan o rahatlamayı hissedersin. Hatta çok daha verimli olur.”
“Üstat, sen evlisin tabii!”
“Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Eşinin kendi ve çocuklarının derdinin üstüne gerçekten ne kadar daha dert eklemek istersin? Hem her zaman eşin, ruh eşin değildir ya da sandığın kadar paylaşımcı değildir. Dünyada çok satan kitapları olan bir yazarın eşinin kitabı basılmadan okumadığını duymuştum. Özetle, her şeyin o kadar da gerçek olmasına gerek yok! Ama çok önemli “altın kural” diyeceğim bir kural var!”
“Nedir Üstat?”
“Gerçek ve hayali birbirinden ayıramayacak noktaya gelmeyeceksin. Hayattaki bütün sıkıntıları gerçekliği kaybetmeye başlamanla başlar!”
Ve böylece konuşmaları sona erdi. Tuncay, o gün akşama kadar ne konuşmaya devam etti, ne de çalışabildi. Yani gerçekte dışarıdan öyle görünüyordu ama içinde hem üstadıyla, hem kendisi ile hem de birçok kişiyle gerçeği, hayali, ikisinin arasındaki ince çizgiyi düşünüp durdu.
















