Öyküler

Biz Evde Yokuz

5

Belki de beni duymak istemiyordu. Tezgahtakileri işaret ederek bu galeteler taze değil mi? dedi. İnsan neden böyle bir soru sorar ki? Ya karşıdakinin her durumda dürüst olabileceğini düşünecek kadar iyi ya da duymak istediklerini yalan bile olsa birine doğrulatma ihtiyacı hissedecek kadar aciz biri. Hangisiydi bu kadın?

– Taze efendim, ürünlerimiz günlüktür.

Dükkân işlek bir caddede değildi. Üstelik ne zaman önünden geçsem çoğunlukla boş olurdu. Tezgâhtaki ürünleri sayarken bir gün de satılıp satılamayacaklarını hesap ediyordum.

– Sen de seversin değil mi? İki paket alıyorum.

Bu peş peşe gelen cümleler, az önceki ihtimallerden sonuncusunu kuvvetlendiriyordu. Satıcı da böyle düşünmüş olmalı ki cevabımı beklemeden poşetin içine koymuştu ikinci paketi. O ise bana bakmaya devam ediyor ve cevap bekliyordu. Gözlerimle onayladım onu. Bilerek konuşmadım. Yine o yarım yamalak bakışları gözlerime değmeden başka yöne devrilince, “BEN HİÇ SEVMEM” diye haykırmak istedim. Bu kadın hep böyle miydi? Dükkândan çıkarken, onun gün içinde iyilik yaptığı insanları gece olunca zihninde nasıl boğazladığını hayal ettim. Belki bir listesi bile vardır ya da günlük bir limiti.

– Gerçekten tazeymiş, dedi.

Galetenin dişleri arasında parçalanırken çıkardığı sesle kendime geldim.

– Eve dönelim, hazırlıkları ancak tamamlarsın.

Saatlerdir etrafta koşuşturmasına rağmen hiçbir şey hazır değildi. Yardım istemezdi, kendisinin halledebileceğini büyük bir gururla söylerdi. Alacağım cevabı bilerek ona biraz yakın olma umuduyla her defasında yine de sorardım. Hayır, cevabını verirken yemek masasına geçmişti. Her zaman, küçük tabakları büyük tabakların içine koyarak gösterişli sofralar donatmayı severdi. Kendi olmamışlığını, mutsuzluğunu gizlemek için eşyaları kullanmakta ustaydı. Ortaya serptiği incili taşlar, kokulu mumlar, işlemeli, aynalı çatal bıçaklar, desenli bardaklar, rengârenk peçeteler.

Misafir gelmediği zamanlar, herkes salondaysa da kimse evde değildi. Aynı duvarların arasında, seslerimizin birbirine çarpması için yabancılara ihtiyaç duymanın burukluğuyla sevinirdim her gelene. Kim olduklarının önemi yoktu. Zil çaldı, ben açarım sesiyle duvarlar koyu griden açık somon rengine döndü. Işık daha fazla aydınlatıyordu şimdi odayı. Sıcaklık birkaç derece yükselmişti. Bu kadın hep böyle mi gülümserdi? Ses tonuna alıştım da insanın gülümsemesi de değişir miydi? Değişirmiş. Ben bu gülümsemeyi tanımıyorum. Ama içimi ısıttı, gelenlere minnet duydum. Doldurulan her yeni çay benim için geri sayımdı. İştahım kaçmıştı, sofradaki bıçaklarla oynamaya başladım. Sağa sola çevirip dururken birini üzerinde onun yansımasını yakaladım. O hareket ettikçe başka bir bıçakta yakalıyordum görüntüyü. Buna ne kadar devam ettiğimi hatırlamıyorum.

Misafirleri yolcu etmek için ayağa kalkmıştı. Duvarların rengi, ışık, sıcaklık hepsi uzaklaşan ayak sesleriyle eski haline bürünecek ve yine evde kimse kalmayacaktı. Ağzım kurumuş, ellerim terlemişti. Kanepeye uzandım. Odaya geri döndüğünde gözlerim kapalıydı.

– Uykun gelmiş senin git yat, dedi.

Sesindeki kuşlar çoktan ölmüştü ya da misafirleri uğurlarken açık kapıyı fırsat bilip gidenlerin çantasına saklanmışlardır. Duvarlara bakmaya cesaret edemesem de son bir kez daha denemek istedim ve bütün şirinliğimle dolu dolu, “İyi geceler ANNE” diye seslendim. Ama duvarlar çoktan başlamıştı mesaiye kimseye işittirmeden geri gönderdiler cümlelerimi. Elime bir balyoz alıp hepsini yıktığımı hayal ettim. Delik büyüdükçe annemin görüntüsü tamamlanıyordu. Son darbeyi indirdiğimde, annem, tozun dumanın arasından misafir varmış gibi gülümsüyordu. Gözlerimi açtım, duvarlar yerli yerindeydi. Odama giderken toplanmayı bekleyen sofrayı görünce duraksadım. Anneme ne kadar benzediğini düşündüm. Az önceki halinden eser yoktu. Bardaktaki yarım suyu boş tabaklardan birine boşalttım, asli görevini unutmuş süslü peçetelerden, annemin sevdiği desenlerin üste kalmasına dikkat ederek bir gemi yaptım. Eğilip tabaktaki suyu üfledim. Gemi yalpalanarak sallanmaya başlayınca duvarlardan gizli fısıldadım suya. İyi geceler Anne.

Güvercin Gündoğdu
Öğretmen / Yazar

Endüstriyel Futbol Üzerine

Önceki makale

Haşimato Tiroidi ve Beslenme

Sonraki makale

5 Yorum

  1. Çok etkilendim çok güzel kaleminize sağlık

  2. keyifle okudum👏👏

  3. Sessizliğin yankısı kaleminize çarpıp geri gelmiş, yüreğinize sağlık.

  4. Ne kadar ‘biz’ bir günce, nasıl ustalıkla resmedilmiş kelimelerle.. Kalemine sağlık hocam..

  5. “Duymak istediklerini yalan bile olsa birine doğrulatma ihtiyacı hissedecek kadar aciz biri”.
    Çoğumuzun bu aciz duruma düştügünü düşünmek üzsede
    Nasıl da doğru bir söz.
    Yüreğinize,kaleminize sağlık.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Öyküler