Bugün arefe günü ve bayram dolayısı ile İzmir’den Antalya’ya seyahat ettim ve gelir gelmez dedem ve anneannemin kabrini ziyaret ettim. Fark ettim ki önceki gidişlerimde hissettiğim bazı şeyleri artık hissetmiyorum. Ya alışıyorum insanların eksilmesine ya da eksilmeye yatkınlaşıyorum belli ki. Dualar, fatihalar, sohbetler ve Antalya’da kalacağımız eve gidişe hazırlık… İki çocuk dikkatimi çekti mezarlıkta, birisi kız diğeri oğlan. İkisi de esmer. Mezarların üzerine koyulan şekerleri topluyorlar. Aklıma binlerce soru hücum etti bir anda. İki çocuk, bir arefe gününde, üzerlerinde günlük elbiselerden bozma temsili bayramlıklar ile mezar taşlarının üzerine konulan şekerleri topluyorlar. Niye? Şeker isteyebilecekleri veya onlara şeker alabilecek hiç mi kimseleri yok? Koca koca adamların yanından geçerken korkmasına rağmen bu çocuklar nasıl bu kadar soğukkanlılık ile buz gibi mezar taşları üzerine bırakılmış şekerleri toplayabiliyorlar? Mezarlıktan ancak kaybedenler korkmaz derler, öyleyse kimi kaybettiler? Ve daha nice hasmane soru…
İnsan anlıyor, görüyor hatta peşine ağır pişmanlıklar yaşıyor, mezarlıkta; yalnız başına iki çocuğu mezar taşları arasında kahkahalar atmaya meylederken görünce. Heves ettiği şeylerin boşluğunu, geçiciliğini, sıradanlığını… Sonradan fark ediyor aslında doğru arkadaş sandığı kişinin kendisine verdiği zararları. Ama hep kendi ağzının payını verebiliyor; halt ettik… Koca bir ömrü harcadık ama bir çocuğun başını okşamayı akıl edemedik. Toprağın altına koyduğumuz sevdiklerimiz bile akıllandırmadı bizi. Ya ölümü unuttuk ya da ölümlülüğümüzü ve hadsizce dünyaya döndük yüzümüzü. Zorla güzellikler oldurmaya çalıştık, yalanlar söyledik anne babamıza. Belki zamanla kötü birisi yapmadı söylediğimiz yalanlar bizi ama etrafımızdaki iyileri tek tek azalttı. Sonra yalnızlıktan dert yanar olduk. Hangimiz iki kişi olmalarına rağmen mezarlıktaki o iki çocuktan daha yalnızız? Sonra kendi hayatımıza bile bakmadan yargıladık herkesi, birisi gelip gerçekleri söylediğinde düşman kesildik ona en ön saftan hem de. Ama hiç sormadık etrafımızdaki kişilere; gerçekten nasılsın? Diye. Çünkü hiç kimse gerçekten iyi değil bu alemde. İyiliği elbiseler ile ölçülendirmeye çalıştık çoğumuz ve toplumumuz bize kötü gözle bakmayı aşıladı elbisesi kısa olanlara. Oysa aynı toplum vahşi erkekler yetiştirdi; hadi oğlum göster amcanlara, kisvesi altında. Oysa hiç kimse doğuştan kötü olmaz.
Sadece mezarlık taşlarından yola çıkarak bu noktaya geldik sevgili okurlar. Bu bayram tanıdığınız tanımadığınız herkesin bayramını kutlamaya çalışınız çünkü insanların bir merhabaya ihtiyacı olabilir, bir merhaba bekliyor olabilir bir vedanın kıyısında. Bu bayram tanıdığınız tanımadığınız her çocuğun saçlarını okşayın çünkü ancak o zaman içinde iyilik ve güzellik fidanları filizlenen nesiller yetiştirebiliriz. Bu bayram tutuverin elinden en insani duygularla sevdikleriniz. Göz yaşını siliverin gücünüz yeterse yetimlerin, ihtiyar dedelerin, ninelerin.
Gazze’de, Doğu Türkistan’da mazlum coğrafyalarda katledilen cennetin çocukları başta olmak üzere, bilhassa mezarlıktaki o iki çocukta başta olmak üzere, tüm çocukların, büyüklerin, küçüklerin, ağaçların, hayvanların bayramı mübarek olsun.


















