Çok sevdiği dostunun mektubunu elinde tutuyordu. Hassas, tertemiz bir kalbe sahip ve her zaman güler yüzlü bir insandı. Hayalleri ve umutları vardı. Çok erken gitmişti bu dünyadan. Sevgili dostu gitmeden kendisine de bir zarf bırakmıştı. Zarfı açtı ve okumaya başladı.
“Sevgili Dostum, kardeşim. Hastalığım dolayısıyla vedalaşamayız endişesiyle sana da bir mektup yazmak istedim. Video çekmek yerine duygularımı kâğıda yazmak beni hep daha mutlu etmiştir. Bilirsin ki ben her zaman eskileri seven nostaljik bir insan oldum. Bu mektupta da seninle dertleşeceğim. Bu seninle son dertleşmemiz olacak. Canım dostum bugün kendime uzun zamandır sormaktan kaçtığım bir soruyu sordum: Ben en çok neye kırıldım? İnsanlara mı, yaşananlara mı, yoksa kendi içimde büyüttüğüm o bitmeyen beklentilere mi? Bir zamanlar her şeyin bir anlamı olduğuna inanırdım. Verdiğim değerlerin, gösterdiğim sabrın, sustuğum anların bir gün mutlaka karşılığını bulacağını düşünürdüm. Meğer insan bazen en büyük yanılgısını, kalbini temiz tutarak yenemiyormuş. Çünkü herkes senin kadar derin bakmıyor hayata, herkes senin kadar özenle taşımıyor verilen sözleri. Kendime kızıyorum bazen. Neden bu kadar inandın diye soruyorum. Neden bazı insanların değişeceğine, bazı yaraların zamanla kapanacağına bu kadar güvendin? Neden içindeki iyi tarafın, karşısındakinin eksiklerini tamamlamaya yeteceğini sandın? Sonra susuyorum. Çünkü biliyorum; ben aslında yanlış bir şey yapmadım. Sadece bazı kapıları, içeride kimse olmadığını fark edene kadar çaldım. Bazı cümleleri, artık söylenmeye değer bir cevap kalmadığını anlayana kadar bekledim. Hayal kırıklığı garip bir şey. Bir anda gelen büyük bir acı değil çoğu zaman. Sessizce birikir. Küçük küçük kırılmaların, söylenmeyen sözlerin, tutulmayan umutların toplamıdır. Bir sabah uyanırsın ve eskisi gibi heyecanlanamadığını fark edersin. Aynı yerlere bakarsın ama artık aynı şeyi görmezsin. Bugün kendimle barışmaya çalışıyorum. Geçmişteki halime kızmak yerine ona sarılmayı öğreniyorum. Çünkü o da elinden geleni yaptı. O da sadece sevilmek, anlaşılmak ve değer görmek istedi. Bazı şeyler geri gelmez. Bazı insanlar, bazı duygular, bazı masumiyetler… Ama insan her kaybın ardından biraz daha kendine yaklaşır. Belki de hayal kırıklıkları bize başkalarını değil, en sonunda kendimizi tanıtır. Ve ben şimdi aynaya bakıp şunu söylüyorum: Kırıldım, evet. Yoruldum da. Ama hâlâ içimde iyilikten vazgeçmeyen bir yer var. Belki en büyük zaferim de budur; beni yaralayan şeylere rağmen içimdeki güzelliği kaybetmemek. Ve senin de ne olursa olsun içindeki güzelliği kaybetmemeni diliyorum. Sevgili dostum her zaman hayata gülümse. Çünkü ben uzaktan sana hep gülümseyeceğim.
Seni seven kardeşin Lila.”
Mektubu gözyaşlarıyla okudu, zarfa geri koydu ve sevgili dostunun vasiyetini yerine getirerek gülümsedi.
















