Şu an bir köy okulunda sararmış otlara bakarken bir minibüs köy yoluna girdi. Size de olur mu bilmem, o arabada kimler var, neler konuşuyorlar diye geçiverdi aklımdan. Aynı şey bazen akşam ışıkları yanmış pencerelere bakarken de geçer içimden. Kim bilir orada kimler yaşıyor, ne gibi duyguları, heyecanları, korkuları var diye düşünürüm. Evin odalarını, eşyaları, insanları hayal ederim. Nereden geldi bu özellik bana hiç bilmem ama insanları tanımıyor olsam da hemen hemen çoğu insanın benzer özellikte olduğunu fark ettirir bana.
Bir Haziran ayında bu köy okuluna bir daha gelmeyecek olmanın duygusu ile bir nefes çekiyorum, koridorlarında yürüyorum, penceresinden bulutlara bakıyorum. Bir daha buralara ne zaman gelirim bilmem ama bazı şeyleri son kez yapıyor oluşları bilmek daha anlamlı kılıyor o anı. Bazı yüzlere daha uzun bakıyorsun mesela, bazı manzaraları kazıyorsun hafızına. Aynı hislerle bir daha geçilmeyeceğini biliyorsun ya, o an eşsizleşiveriyor adeta.
An konusunu fazla mı abartıyoruz acaba? Belki de uyanınca zihnimize yükleniveriyor bunca yılın anıları, yazı baharı. Yaşadım diyoruz, zihnimize yüklenen anılar deposuna. Yılların günlere, kelimelere, saatlere sığması da bundan olsa gerek. Filmlerde yazılan “5 yıl sonra” yazısı sanki zamanın kısa bir anında zihinde yazıveriyor ve birkaç saniye içinde “5 yıl sonra” yaşanmaya başlıyor.
Herkes böyle hisseder mi bilmem ama hafızamız aynı pazartesileri, aynı salıları, aynı çarşambaları bir pazartesi, bir salı diye kodluyor bence; yoksa bir saate, bir paragrafa sığabilir mi koca bir yıl?
Bir nefes daha alıyorum şimdi. Oksijen aynı belki ama hislerim değişecek, biliyorum. Yol aynı ama yürüyen değişecek, biliyorum. Bu günlere mazi derken bir çocuk yüzünde sarı otları aşıp giden o minibüsü göreceğim belki de bir 10 yıl sonra, zihin zamanıma göre 1 saat içinde ya da bir romanın kısa paragrafının son satırında.
















