Hayatın içinde en çok kullandığımız ama en az üzerine düşündüğümüz kelimelerden biri belki de “neyse”dir. Küçük, sıradan, hatta çoğu zaman geçiştirici bir kelime gibi görünür. Fakat insanın iç dünyasında açtığı kapı, düşündüğümüzden çok daha derindir. “Neyse” bazen bir suskunluk, bazen bir kabulleniş, bazen de kırılmanın zarif bir örtüsüdür.
İnsan konuşurken çoğu zaman kelimeleriyle değil, kelimelerin arasına gizlediği duygularla var olur. “Neyse” dediğimiz anda aslında bir cümleyi bitirmeyiz; bir duyguyu askıya alırız. Söylemek isteyip de söyleyemediklerimiz, anlatmak isteyip de karşılık bulamayan düşüncelerimiz o kelimenin içine sıkışır. Bu yüzden “neyse” sadece bir dil ifadesi değil, bir iç çekiştir.
Kimi zaman tartışmanın tam ortasında söylenir. Ses biraz düşer, gözler başka yöne kayar ve kelime dudaklardan ağır ağır dökülür: “Neyse…” O an, söylenmeyenler söylenenlerden daha fazladır. İnsan ya kırılmamak için geri çekilmiştir ya da artık anlatmanın bir anlamı kalmadığını düşünmüştür. İşte “neyse”, bu noktada bir geri adım değil, bir iç kapanıştır.
Ama “neyse” her zaman bir vazgeçiş değildir. Bazen de olgun bir kabulleniştir. Hayatın değiştiremeyeceğimiz yönlerine karşı geliştirdiğimiz sessiz bir dirençtir. İnsan büyüdükçe fark eder ki, bazı şeyler konuşarak çözülmez, bazı duygular açıklanarak hafiflemez. İşte o zaman “neyse” bir teslimiyet değil, bir bilgelik hâline gelir. “Olduğu kadar” demenin daha yumuşak, daha incelikli bir biçimidir.
İnsan ilişkilerinde “neyse” kelimesi çoğu zaman görünmez duvarlar örer. Bir mesajın sonunda, bir tartışmanın ortasında ya da yarım kalmış bir konuşmanın içinde belirdiğinde, aslında bir mesafe koyar. Ama bu mesafe her zaman kötü değildir; bazen insanın kendini koruma biçimidir. Çünkü her duygu açıklanmak zorunda değildir, her kırgınlık dile dökülmek zorunda değildir.
Düşünürsek, “neyse” aynı zamanda modern insanın hızla tükettiği duyguların da bir yansımasıdır. Artık uzun uzun anlatmıyoruz, derinlemesine hissetmiyoruz; çoğu şeyi hızlıca geçiyoruz. Bir olay canımızı sıktığında bile fazla durmadan “neyse” deyip devam ediyoruz. Bu yönüyle kelime, çağımızın ruh hâlini de ele verir: hızlı, yüzeysel ve biraz da yorgun.
Fakat her şeye rağmen “neyse”nin içinde bir insanlık hâli vardır. Çünkü insan bazen gerçekten yorulur. Açıklamaktan, anlaşılmamaktan, ısrar etmekten, tekrar etmekten… İşte o yorgunluk anında “neyse” bir sığınak olur. Kimi zaman bir iç monolog, kimi zaman da dış dünyaya kapatılmış bir kapıdır.
Belki de “neyse”yi anlamak için onu söylediğimiz anlara bakmak gerekir. Hangi cümleden sonra geldi? Hangi bakıştan sonra dudaklarımızdan döküldü? Hangi sessizliği örtmek için kullandık? Çünkü her “neyse”, aslında bir hikâyenin kısa bir özetidir.
Sonuçta “neyse” basit bir kelime değildir. İçinde yarım kalmış cümleler, söylenmemiş duygular, ertelenmiş hesaplaşmalar ve kabullenilmiş kaderler taşır. Bazen bir vedadır, bazen bir devam etme biçimi, bazen de sadece susmanın en nazik yoludur.
Ve belki de en çok şunu hatırlatır: Her şeyin anlatılması gerekmez. Bazı şeyler “neyse” deyip kalbimizin bir köşesine bırakılır.

















