Bazı yolculuklar vardır; planı birkaç gün sürer ama etkisi çok daha uzun kalır. Selçuk’ta geçirdiğimiz hafta sonu da bizim için öyle oldu. Tarihiyle dünya çapında tanınan Efes’i görmek istiyorduk ve adını yeni duyduğumuz bir otelde akşam kalmayı planlamıştık. Ne yazık ki aşırı sıcakların başladığı zamana denk geldiğimiz için Efes’i görmeyi sonbahar mevsimine bıraktık. Dönüşte aklımda kalan mandalina kokuları, sakin sabahlar ve yöresel lezzetlerle dolu sofralar oldu.
Konaklamak için kaldığımız yer, şehrin gürültüsünden uzakta, doğanın içinde yer alıyor, daha ilk andan itibaren insana yavaşlaması gerektiğini hatırlatıyordu. Sabah gözümü açtığımda ilk duyduğum şey araba sesleri değil, kuş cıvıltılarıydı. Ağaçların arasından süzülen gün ışığı ve Ege’nin kendine özgü sakinliği, hafta sonunun ruhunu belirleyen ilk detaylar oldu.
Selçuk’un ara sokaklarında dolaşırken tarihin burada günlük hayatın doğal bir parçası olduğunu hissediyorsunuz. Bir yandan dünyanın en önemli antik kentlerinden Efes, diğer yanda kahvesini içen insanlar, alışveriş yapan esnaf ve olağan akışında devam eden bir yaşam, günümüz yani. Bu karşıtlık değil, aksine uyum dikkat çekiyor. Yerlisi tabii ki alışmış ama bana dışarıdan gören göz olarak büyüleyici geliyor. Geçmiş ve bugün aynı sokakta yan yana.
Bu geziyi unutulmaz yapan unsurlardan biri de mutfağıydı. Selçuk bu konuda oldukça cömert. Ege’nin bereketli topraklarından gelen zeytinyağlılar, ot yemekleri ve köy ürünleri sofraların vazgeçilmezi. Kahvaltıda sunulan yerel peynirler, ev yapımı reçeller ve taptaze zeytinler güne güzel bir başlangıç yapıyor.
Mandalina ise Selçuk’un yalnızca bir tarım ürünü değil, adeta kimliğin bir parçası. Bahçelerin arasından geçerken hissedilen koku, bölgenin hafızasına işlenmiş gibi. Mandalinadan yapılan reçeller, lokumlar ve çeşitli yöresel ürünler de bu deneyimin lezzetli bir parçası oluyor.
Belki de Selçuk’ta en hoşuma giden şey, acele etmeyen bir yer olmasıydı. Burada zaman biraz daha yavaş akıyor. İnsanlar sohbet etmeye vakit ayırıyor, kahveler uzun uzun içiliyor ve gün batımı izlemek için özel bir sebep aranmıyor. Gün batımı sırasında Selçuk Kalesi’ni de görmek bence büyüleyiciydi.
Hafta sonu sona erip dönüş yoluna çıkıldığında yanıma birkaç fotoğraf ve küçük hediyelikler aldım. Ama asıl yanımda götürdüğüm şey, tarihle doğanın, huzurla lezzetin aynı anda buluşabildiğini hatırlatan güzel bir deneyimdi. Selçuk, haritada küçük görünen ama ziyaret edildikten sonra hafızada büyük bir yer kaplayan şehirlerden biri.
Benim için Selçuk, Kuşadası’na gidebilmek için otobandan Selçuk sapağından çıkılan yerdi. Yolda meşhur peynircisinde durup, vakumlatıp alıp çıkardım. Bir de kırmızı ışıkta yolda önce kaleye bakar, sonra kahverengi tarih eser yerlerini okur, sağa dönerdim. Selçuk Devlet Hastanesi, yanında Efes, yıllar önce gitmiştim ama son hâlini, Kültür ve Turizm Bakanlığının hazırladığı EFES DENEYİM MÜZESİNİ, Efes’in kuruluşu, Artemis, Roma dönemi ve depremin canlandırılması deneyimini kış gelmeden tatlı bir limonata havasında izlemek istiyorum. Ayrıca Meryem Ana Evi ve Yedi Uyuyanlar Mağarası, Artemis Tapınağı, İsa Bey Camii ve Şirince. Özellikle taş evleri, dar sokakları, Rum mimarisini koruyan yapıları, köyün tepesinden görülen manzaranın oldukça etkili olduğu söyleniyor.
Sıcaktan dolayı çok yer gezemedik, araştırdık ama planlar uymadı. Belki de bu durumun güzel yanı, Selçuk’a yeniden gelmek için bana birkaç sebep bırakmış olması.


















