Çocuk gözü diye bir göz var. Her şeyi yetişkin hâline kıyasla bambaşka gören. Eşyaları, evleri daha büyük, dünyayı çok sevilesi, neşeli bir yer olarak algılayan; her an ve zamanda mutlu olacak bir şey görebilen bir göz. O gözle bakınca her şey bambaşka oluyor. Tatiller daha uzun, yollar daha güzel, insanlar daha iyi, herkes çok bilgili, yetişkinler çok güçlü, başarmış görünüyor. Sonra büyüyor insan ve çocuk gözüyle bakılan her şey anlamını yitiriyor.
O devasa görünen ağacın o kadar büyük olmadığını, çok sevdiğini zannettiren yetişkinin o kadar da sevmediğini, yolların neşesizliğini, oyunların eski tadı vermeyişini, her şeyde gülünecek bir şey bulamayışını, gelecek bir zamanı bekleyip geçmişle avunuşların başlayışlarını… Bunlar olurken birileri bu duruma büyümek adını veriyor. Çocukluk elinden kayıp gidiyor, elinden kayan çocukluğa büyümek diyerek güzellemeler yapılıyor. Büyüyen kişi, bilgisine hayran olduklarının o kadar bilgili olmadığını görüyor, güldüğü şakaların pek komik olmayışını anlıyor, o bisküvileri neden sevdiğini anlamlandıramadığını fark ediyor.
Adına büyümek denilen bu yolculuk aslında çocukluğa bir veda. O şeker son kez sevilerek ağızda dağılırken bir daha o lezzeti alamayacağını bilmiyor, bir ağaçtan diğer ağaca tırmanırken hep devamı gelecek zannediliyor. Büyüyeni mutlu eden her şeyin sayısı bir bir azalırken o, büyüdüm diyor. Sevilen yetişkinler yaşlanıp da bir bastonla yaklaşırken yanına bir şaşkınlık ve kaybetme korkusu da ekleniyor büyümelere. Büyümek pozitif bir olgu iken istenmeyene, beklenmeyene de yaklaştıran bir hâle dönüşüveriyor.
Böylece özleniyor o evlerin, odaların, yolların göze kocaman gelen hâli. Sorumlulukların olmayışı, oyun dolu günler, anda oluşlar, minik bir şakaya çok kez gülmeler, uyuyakalınca sevgiyle pamuklara sarılmalar, yeni kıyafeti özenle giyip herkese göstermeler, topun sesi, doğanın rengi…
O gözle bakma fırsatını bir süreliğine elde eden herkes elbette özlüyor çünkü bir daha hiç kimse bu kadar önyargısız, bu kadar masum ve bu kadar pozitif olamıyor. Çocukluk sarı gülücüklerle dolu oda iken büyümek maviler, siyahlar, morlar, kırmızılar ile dolu bir odaya dönüşüyor ve hepsi gülücüklerden de oluşmuyor.
















