Karanlık ve sessiz bir gece. Elektrikler kesildiği için kokulu mor renkte bir mum yaktım. Sehpanın üzerinde öylece duruyor ve sadece etrafını aydınlatıyor. Mum dibine ışık vermez, atasözünün bu nedenle söylendiğini düşünüyorum. Ondan beklediğim performans bir ampul gibi ortalığı aydınlatması değil elbet, ancak en azından zaten küçük olan salonuma loş bir ışık yayabilir ve beni korkmaktan alıkoyabilir. Sokağın daha aydınlık olduğunu fark edince perdeyi sonuna kadar açıyorum. Karşıdaki apartmanla aramızda fazla mesafe olmadığı için gündüzleri bile perdelerim kapalıdır. Ancak gecenin karanlığını paylaşma zorunluluğu hissettiğim sokak lambasının aydınlığından bir nebze de olsa faydalanmak istiyorum.
Odamı seyretmekten vazgeçip penceremin pervazından sokağı seyre dalıyorum. Bu saatte hiç camdan bakma adetim yok. Galiba dışarısı daha ilginç. Elektrik direğinin dibindeki çöp konteynırının etrafındaki kedileri daha önce görmemiştim mesela. Geceleri mırıl mırıl ses çıkaran bazen kavga edip uykumu bölen yaramazlar onlar demek. Acıktıklarından mı yoksa konteynırın çevresinin yurt edindiklerinden mi, devamlı oradalar. Bazen mırıldıyor, bazen ciyaklıyor bazen koşturuyor, ama o bölgeden ayrılmıyorlar.
Alt kat komşum Nuran Hanım’ın kocasının arabası sokağa giriyor. Yavaş yavaş ve olabildiğince sessiz. Adam incitmek istemez gibi kullanıyor aracını ama aynı özeni karısına göstermiyor.
Bazen kadıncağızın bağırışlarını, duvarlara fırlatılan bardakların sesini duyarım. Şangır şungur gürültüye tanıklık ettiğim bir gece polisi aradım ve kadının hayatından endişe ettiğimi söyledim. Polis geldi. Karı-kocayla kapı önünde on dakika kadar görüştü. Sonra da üst kattaki komşunuz şikâyet etti, diyerek şimşekleri üzerime çekti.
Nuran Hanım’a göre yalnız yaşadığım için en ufak sese tahammülüm yokmuş ve duyduğum sesleri yanlış yorumlamışım. Bardak elinden kayıp düşmüş. Diğer komşular rahatsız olmuyorsa bana neymiş? ‘O halde,’ dedim bana uyarıda bulunmak için gelen komşuya, ‘Kocanız siz öldürse gözümle görsem de inkâr edeceğim.’
Restim Nuran Hanım’ı sinirlendi. O gün bugündür yüzüme bakmıyor. Ben de onunkine bakmak istemezdim ama morluk içinde kalan suratını fark etmemek mümkün değil. Eskisi gibi acıyamıyorum artık. ‘Makyajınız çok yakışmış,’ deyip yanından geçiyorum.
Bugün elektriklerin kesik olması Nuran Hanım’ı dayaktan kurtarabilir. Kocası sallanarak arabasından iniyor. Kapıyı kilitleyebilmesi bile mucize. Ayağının dibine kadar gelen kediye bir tekme savurup küfrediyor. Çok ayıp! Ama Hanzo adama yakıştırıyorum insanlık dışı davranışı. İnsan döven hayvana iyi niyet gösterir mi? Ağzında parlayan sigarasıyla apartmana giriyor. Büyük ihtimalle yatağa uzanır uzanmaz sızar. Nuran Hanım şanslı! Bu gece dayak yemeyecek.
Saate bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçti ve karşı bina kapkaranlık. Bir tek ben uyanığım sanki. Karşı apartmanın üçüncü katında bir hareketlilik var. Canı sıkılan bir daire sakininin perdesi kımıl kımıl. Korkmama rağmen mumu söndürüyorum. Sonra yine pencerenin önüne geçiyorum. Bu defa iyice siniyorum. Karşıdaki komşumun beni görmesini istemem.
Anlaşılan onun canı daha da sıkkın. Pencereyi açıyor ama kadın mı erkek mi genç mi yaşlı mı ayırt edemiyorum. Sadece bir el görüyorum o kadar. Parmaklar bazen pervaza tutunuyor. Bazen çekiliyor. Devamlı hareket halinde. Gecenin bu saatinde oyuncak bulmuş çocuk gibi keyifliyim. Bir ara pencereyi açmak geliyor aklıma. Vazgeçiyorum. Onu izlememden rahatsız olabilir.
Karşı komşunun kim olduğunu düşünüyorum. Eskiden daha fazla insanla haşır neşir olurdum. Çalışmadan önce yani. Ama iş hayatı insanın komşulardan kopuk yaşamasına neden oluyor. Yan komşum Adil Amca bir bardak şeker için kapımı çalmasa onu tanımazdım mesela. Ya da en alt kattaki meraklı teyze her iş dönüşü beni camda karşılamasa onu da bilmezdim. Hatta onun sayesinde Nuran Hanım’ım Nuran Hanım olduğunu öğrendim.
“Duydun mu sesleri? Yine dayak yedi. Zavallı kadın.” Oysa teyzenin adını dahi bilmiyorum. Sabah altıda pencerede olması için erkenden yatması lazım. Hanzo’nun geldiği saati bilmez, ama işe gittiği saati çok iyi bilir.
“O kadar içer, sabah yedide evden çıkar. Hiç şaşmaz!”
Karşı pencereden siyah bir şey uzanıyor. Kol mu, sopa mı? Bir şey mi silkeleyecek, aşağıya bir şey mi atacak? Elindeki her neyse ince kırmızı bir ışık yayarak çizgi gibi bizim apartmana uzanıyor. O sırada bir gürültü duyuyorum. Alt komşum tahmin etiğim gibi sızmamış. Bağırış çağırış başlıyor yine. Kulaklarımı mı tıkasam acaba?
Yok. Sesler devam ediyor. Nuran Hanım kısa bir çığlık atıyor. Ama yardım ister gibi değil. Sadece ‘Vurma,’ diyor. ‘Yüzüme vurma!’ Haklı, kadın el içine çıkamaz sonra. Yine bir şangırtı. Duvarda bardak patladı galiba. Karşı apartmandan bizim apartmana doğru dümdüz gelen kırmızı ışık alt katı işaret ediyor. Alt kattaki sesler tüm binayı sarmış olmalı. Ama koridorlardan çıt çıkmıyor. Kocasını sahiplenen ve evimin içindekiler bizi ilgilendirir, diyen Nuran Hanım’ın yardımına kimse gitmez.
Gözüm kırmızı ışıkta. Galiba bir noktaya sabitlendi. Farklı bir ses duydum. Ardından karşı camdaki kişi içeri girdi. Pencere hızla örtüldü ve daire karanlığa gömüldü. Kimse yokmuş gibi.
Nuran Hanım’ın da sesi çıkmıyor artık. Kocası sızmış olmalı.
Esniyorum. Elektriklerin geleceği yok. Bari uyuyayım.
***
Sabah bir bağırışla uyanıyorum. Sanırım sesin sahibi Nuran Hanım. Saat 06.55. Kocası işe gitmeden önce gece yarım bıraktığı işi tamamlıyor anlaşılan. Sıradan olmayan günü sıradanmış gibi karşılayıp banyoya gidiyorum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra salona geçiyorum. Alt kattaki Nuran Hanım şimdi de ağlıyor. Pencereye yanaşıp karşı apartmanın üçüncü katına odaklanıyorum. Daire boş. Perde falan yok. Yan taraftaki penceresinde kiralık ya da satılı yazan bir ilan var. Dün gece de var mıydı?
Siren sesleri! Sokağa polis arabası ve ambulans aynı anda geliyor. Araçlardan inen görevliler bizim apartmana giriyor. Neler oluyor?
Kapım vuruluyor. Hem de kuvvetle. Gidip kapı deliğinden bakıyorum. Adil Amca.
“Günaydın.” Adil Amca öfkeli.
“Ne günaydını!” diyor kükreyerek. “Sesleri duymadın mı?” Duydum da ne desem yalan olur.
“Her zamanki gürültüden mi bahsediyorsun?” Adil Amca içten bir,
“Tövbe estağfurullah,” çekip “Murtaza ölmüş,” diyor.
“Murtaza da kim?”
“Nuran Hanım’ın kocası.” Kesin kalp krizi geçirmiştir. O kadar içkiye bünye nasıl dayansın?
“Polis o yüzden mi geldi?” Adil Amca elimi tutuyor.
“Gel inelim aşağıya. Sevaptır.” Nasıl bir sevap işleyeceğimizi anlamıyorum, ama Adil Amca ile beraber alt kata iniyorum.
Gitmeyen bir biz kalmışız gibi nerdeyse tüm mahalle orada. Çoğunu tanımıyorum bile. Bir ceset torbasıyla çıkıyor sağlık görevlileri. Murtaza içinde olmalı. Nuran Hanım gözleri nemli. Meraklı teyze benim gibi düşündüğünden,
“Kalp krizi mi?” diye soruyor Nuran Hanım’a. Genç kadın gözyaşlarını silip başını sallıyor. Acaba gerçekten üzgün mü?
***
Yoğun olarak çalıştığım ve geç geldiğim bir gece kapım tıklanıyor.
“Kim o?” diye soruyorum.
“Polis!” Polisin bu saatte evimde işi ne? Açıyorum. Karşımda iki sivil. Kimliklerini gösteriyorlar. İkna oluyorum.
“Alt komşunuz Murtaza Beyaz’ı tanır mıydınız?” Soyada bak. Onun gibi adamlara yakışmıyor.
“Sayılmaz. Ama kalp krizi geçirdiğini duydum.” Polis gayet ciddi.
“Karı-koca devamlı kavga ederlermiş. Bir keresinde polise şikâyet etmişsiniz.”
“Doğru.”
“Olay gecesi bir şey duydunuz mu?” Düşünüyorum.
“Elektrikler kesikti. Erkenden yattım.”
“Hanımefendi, o gece karı-koca kavga etmiş. Duymadınız mı?”
“Duydum, ama aldırmadım. Nuran Hanım bana şikâyet ettiğim için kızgındı. Hep yaptığım gibi duymazdan geldim ve zamanla duyarsızlaştım.” Polis dürüstlüğüme şaşırıyor.
“Bir şey hatırlarsanız merkeze başvurun,” deyip gidiyor. Kapıyı kapatmadan Adil Amca beliriyor.
“Polis ne dedi?” Omuz silkiyorum.
“Adam kalp krizi geçirmiş. Bize ne?” Adil Amca kulağıma eğiliyor.
“Kalp krizi değilmiş. Biri Murtaza’yı kalbinden vurmuş.”
“Nereden çıkardın Adil Amca?”
“Nuran’ı tutukladılar dün. Ben yapmadım, diyormuş.” Resmen sarsılıyorum. Nuran katil mi? Hayretler içindeyim.
“Kim yapmış olabilir?” Adil Amca dudak büküp gidiyor. Aman Allah’ım ne korkunç!
Koltuğa oturuyorum. İçimden bir şeyler kopup gitmiş gibi. Ne olacak şimdi?
***
Nuran Hanım günler sonra delil yetersizliğinden salınıyor. Ona ait bir silah bulunamıyor çünkü. Adli tabibe göre uzun mesafeden profesyonel bir silahla ateş edilmiş. Zaten ayık gezmeyen Murtaza’nın iş yaptığı insanlara çevriliyor gözler. Nuran Hanım rahatlıyor.
Katil yakın çevrede de bulanamıyor. Ama Nuran Hanım taşınıyor. Bir gün apartmana girerken meraklı teyze bana Nuran’ın evlendiğini söylüyor.
“Bundan sonra gün yüzü görür inşallah.”
“İnşallah,” diyerek geçiştiriyorum. İçeri girmeme izin vermiyor.
“Şimdiki kocası av malzemeleri satıyormuş.” İlgimi çekmeyi başarıyor.
“Nasıl malzemelermiş?” Teyze biliyormuş gibi
“Hayvan avlamak için silah, tüfek, dürbün, falan…” diyor. Düşünüyorum. Teyze yine bilmeden akıl yürütüyor.
“Murtaza’yı da ayı gibi avladılar. Kırmızı ışıklı tüfekle hem de…” Meraklı teyze o gece uyumayan ve her şeyi gören ikinci komşu olmalı. Ne de olsa birinci komşu benim…
“Uluorta konuşma teyze. Yerin kulağı var.” Teyze kaşlarını çatıp öfkeyle yüzüme bakıyor.
“Kimden korkuyorsun? Avcı kocadan mı?” Titriyorum. Teyze böyle konuşmaya devam ederse onun daha çok endişe etmesi lazım.
“Sen kork avcı kocadan. Ben ne ışık gördüm ne tüfek.” Teyze susuveriyor. Çok konuşursa avlanacağı geçti aklından. İkimiz birden,
“Allah rahmet eylesin,” diyoruz. Avcı kocayı taktir etmek lazım da neme lazım?
















