Mete Han, Alparslan, Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal ATATÜRK…
Ne alaka demeyin sakın, bu kişilerin ortak özelliği Türk olmaları. İlk sistem kuranlar, ilk strateji geliştirenler… Biziz.
Başarı topyekûn bir millete ait değildir. Başarı, o milleti kurduğu doğru sistemle yönlendiren insanlara aittir.
Türkiye olarak pekâlâ kendi futbol sistemimizi kurabiliriz. Yapılması gereken, futbolu bilen, üreten, proje geliştiren insanlara fırsat verilmesi.
Aslına bakarsanız, bu her alanda yaşadığımız büyük bir eksikliğimiz ve buna imkân veren sözde yönetici kitlemiz. Bu açıdan baktığımızda, bana göre Türk futbolunun en büyük sorunu, insan kaynağı yönetimidir.
En başta yapılan hata, iş bilmeyen insanların futbolun en önemli makamlarında bulunuyor olmaları ve aynı isimlerle yıllarca devam ediliyor olmasıdır.
Bir dönem antrenör oluyorlar. Sonra sportif direktör. Ardından kulüp müdürü. Daha sonra bir başka göreve geliyorlar. Yönetim bazında da durum farklı değil.
Kimin parası varsa, siyasi desteği varsa, meşin yuvarlak ile ilgisi olsun olmasın, kapıdan içeri girmesi yetiyor. Hele bir de nabza göre şerbet veriyorsa…
Önce üye, sonra bir yerlerde masa, sonra yönetim kurulu üyeliği, futbolun sorumlu görevler… vs. vs.
Sonuç?
Sıfır sürdürülebilir başarı. Sıfır oyuncu üretimi. Sıfır futbol kültürü. Hep aynı kişiler…
Yanılgımız şu ki, “Aynı kişiler ile farklı sonuçlar bekliyoruz.”
Kötü olan da, bu anlayış devam ettiği sürece farklı sonuçlar beklemek mümkün değil.
Futbolda görev almak için en önemli kriter; geçmişte forma giymiş olmak değil, futbolu doğru analiz edebilmek, geliştirebilmek ve geleceği inşa edebilmek olmalı.
Ne yazık ki bugün futbol akademilerinin önemli bir bölümü oyuncu geliştirmekten çok ticari kaygı ile yönetiliyor. Bazılarında, yerel futbol eğitimi, bir eğitim modeli olmaktan çıkıp gelir modeline dönüşüyor durumda. Hatta sportif başarı rafa kalkıyor, A seviye yok hükmüne getiriliyor!
Futbolu yöneten insanlar da bu duruma göz yumarak art niyetli insanların ekmeklerine yağ sürüyorlar.
Her şey sahada gelişir ve değişir. Kağıt üzerinde değil.
UEFA lisansı almak yeterlilik göstergesi değildir. Çünkü zamanımızda ona ulaşmak, elde etmek çok da zor değildir.
Bizim “Futbol aklı” dediğimiz insanlar, gerçekten Türk futbolunu düşünüyor ve bir sistemimiz olsun istiyorlarsa, çağrım şudur:
Sizlerin ilk görevi, futbol aklı olan insanları tespit edip sisteme kazandırmak olmalı.
Dünyanın tüm başarılı kurumları bu yolu seçiyor.
Artık Türk futbolu sadece oyuncu transfer eden scout’u olmaktan çıkmalı. Oysa futbolda teknik adam scout’u, analiz scout’u, performans scout’u ve futbol aklı scout’u diye gerçekler var.
Önce doğru insanlar, sonra sistem ve doğru futbol…
Elbette bunu yaparken liyakat, bilgi, üretim önemlidir.
Unutmayalım ki, “İsimler değil, sistemler kazanır.”
Sistemi ise gerçekten futbolu bilen, kendini geliştiren ve üretmeye devam eden insanlardır.
Futbolu bilen ve seven biri, aynı zamanda üretip uygulayan biri olarak bunları yazarken, sistem kurmak zor değildir. Zor olan, o sistemi üstüne koyarak yıllarca uygulayabilmektir.
İşte o zaman Türk futbolu ve gençliği istediği noktaya ulaşabilecektir…
Bunun için futbol aklı olan bir Türk’e ihtiyaç var.
Yabancılar gelip geçici.
















