“Yenilik nedir?” gibi klasik bir söylevle başlamak istemiyorum. Yine de siz bir düşünün; yenilik kelimesinin kökenini, çağrıştırdıklarını ve hayatımızdaki yerini… Beyin yenilikleri sever, şaşırtılmak ise daha da hoşuna gider. Çünkü klasikleşmiş olan, bir süre sonra körelmeye de başlamış olur. Alışkanlıklarımız bize güven verirken aynı zamanda düşünme ve sorgulama alanımızı da daraltabilir.
Buzlu suyla duş aldığınızı ve o anda yaşadığınız şoku düşünün. Beyin içinde de buna benzer bir durum gerçekleşir. Yenilikler ve şaşırtmacalar önce bir donma, ardından savunmaya geçme refleksini harekete geçirir. Sonrasında ise beyin yeni duruma uyum sağlayabilmek için yeni bir savunma ve uyum mekanizması oluşturur. İşte yeniliğin önemli taraflarından biri de burada ortaya çıkar. Yenilik, sıfırlanma duygusunu yaşamak, duyguları ve bedeni yeniden anlamak açısından önemlidir.
Bazen hayatın karmaşası içinde ihtiyacımız olan şey daha fazla bilgi değil, sahip olduğumuz bilgileri yeniden düzenlemektir. Yenilik, yalınlaşmaya giden sükûnetli yolu açabilir ve olayları daha net görmemizi sağlayabilir. Öğrendiklerimiz, birikimlerimiz ve yaşadığımız deneyimler de bu yolculukta birer yol gösterici olarak yanı başımızda bize eşlik eder. Önemli olan yeniliği ne için ve ne zaman planladığımızdır.
Buna, “farkındalığın farkında olma” diyebileceğimiz nörobilimsel bir mindfulness yaklaşımı da eklenebilir. Ne istediğimizi ve daha önemlisi, onu neden istediğimizi fark etmek… Davranışların içine bilinci yerleştirmek… Hâl böyle olunca irfan, öğrendiğimiz bilgiyi yalnızca zihinde tutmak değil, onu davranışlarımızda göstermeye dönüşür. Duyguların davranışlara yansıması, sindirilmiş bilginin günlük hayattaki davranışsal karşılığını oluşturur. Hâl dili; bilgi, davranış ve kalp üçgeninde kusursuzluğa doğru ilerleyen bir yolculuğa dönüşür.
Çevrede olup bitenleri dikkat mekanizmasıyla daha iyi algıladığımızda, onları analiz edip sentezleme fırsatımız da artar. Böylece zihinsel bir kördüğümün içinden sükûnete doğru koşmaya başlarız. Yenilikler bu süreçte bize olayları dışarıdan gözlemleme, bir adım geri çekilme ve yaşananları daha sakin değerlendirme fırsatı sunar. Bazen değişim, yaşadığımız olayın kendisinden çok, ona bakış açımızı değiştirmemizi sağlar.
Lakin yenilenmeyen her şey bir süre sonra yok olmaya mahkûmdur. Ana iskeleti sağlam tuttuğunuz sürece, üzerine yeni düşünceler, deneyimler ve yöntemler ekleyerek yeniden inşa etmek mümkündür. Yenilik her zaman yıkmak değildir; çoğu zaman mevcut yapıyı koruyarak onu geliştirmektir.
Peki, yenilik eskiden tamamen kopmayı gerektirir mi? Elbette bazı durumlarda böyle olması gerekebilir. Çünkü eski öğrenilenlerin yeniyi zorlaması, yani ileriye ket vurma olayını tetiklemesi mümkündür. Bunun tersi olan geriye ket vurma da vardır. Yeni bilgilerin öğrenilmiş eski bilgilerin hatırlanmasını zorlaştırması, öğrenme sürecinin doğal bir parçasıdır. Bu nedenle yaptığımız ya da yapacağımız yenilikleri iyi tasarlamamız ve uyum sürecimizi unutmamamız gerekir.
Bazen yalnızca kendimize biraz zaman vermek ve yeniliklere devam etmek bile bilişsel ve duygusal açıdan iyileştirici bir süreç başlatabilir. Yeniliğin mucizevi yönünü yaşadıkça gözlemleyecek, deneyimledikçe daha iyi anlayacağız. Bunu görmek için yine mindfulness odaklı olacağız. Metakognisyonla düşünüp kendimize “Başka nasıl bir çözüm uygulayabilirim?” diye soracağız. Düşüncelerimizi, ön bilişimizi ve üst bilişimizi düzenleyeceğiz.
Yenilik aslında bize yabancı gibi görünüp korkutsa da içinde birçok güzelliği barındırabilir. Onu anlamanın en net yolu ise yalnızca düşünmek değil, yaşayarak deneyimlemektir. Çünkü bazı değişimler kitaplardan öğrenilmez; insan onları kendi hayatında deneyimlediğinde anlamlandırır.
Belki de yenilik, geçmişi silmek değil; geçmişten öğrendiklerimizi bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden harmanlayabilmektir. Bazen bir alışkanlığı bırakmak, bazen yeni bir düşünceyi denemek, bazen de yalnızca olaylara başka bir pencereden bakmak yeterlidir. Her yenilik büyük bir devrim olmak zorunda değildir. Küçük bir farkındalık, yeni bir davranışın başlangıcı olabilir.
Sonuçta yenilik, insanın kendisiyle yeniden tanışma biçimlerinden biridir. Zihnimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı gözlemledikçe değişimin yalnızca dışarıda değil, içeride de gerçekleştiğini fark ederiz. Asıl mesele değişmekten korkmamak değil; değişirken kendimizi kaybetmeden, özümüzü koruyarak gelişebilmektir.
“Yenilik, geçmişi unutmak değil; geçmişten öğrendiklerinle geleceğe yeni bir yol açmaktır.”
















