Bazen hayatımızda istediğimiz şeylere ulaşmamızı engelleyen kişinin yine kendimiz olduğunu fark ederiz. Çok istediğimiz bir iş fırsatını erteler, iyi giden bir ilişkiyi anlamsız bir tartışmayla sabote eder, başlamak istediğimiz bir işe sürekli “yarın” diyerek yaklaşır ya da tam başarıya ulaşacakken geri çekiliriz. Sonrasında ise kendimize aynı soruyu sorarız: “Ben bunu neden yaptım?”
Kendini sabote etme, çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir. Aksine, kişinin kısa vadede kendisini korumaya çalışırken uzun vadede kendi hedeflerine zarar vermesine neden olan düşünce ve davranış örüntülerinden oluşur. Bu nedenle kişi çoğu zaman kendisini sabote ettiğini değil, yalnızca “şanssız olduğunu”, “hazır olmadığını” veya “doğru zamanın gelmediğini” düşünür.
Peki bildiğimiz halde neden aynı şeyi yaparız?
Kendini sabote etmenin önemli nedenlerinden biri, zihnimizin belirsizlikten hoşlanmamasıdır. Değişim, olumlu bir değişim olsa bile beraberinde bilinmezlik getirir. Örneğin yıllardır kendisini başarısız olarak tanımlayan bir kişinin başarılı olması, yalnızca hayatını değiştirmez; kendisi hakkındaki inançlarını da sorgulamasını gerektirir. “Ben yeterince iyi değilim”, “nasıl olsa başarısız olacağım”, “beni gerçekten tanırlarsa istemezler” gibi düşünceler zaman içerisinde kişinin kendisiyle ilgili temel inançlarına dönüşebilir. Bu inançlar yalnızca zihnimizde kalmaz; davranışlarımızı da şekillendirir. Kişi başarısız olmaktan korktuğu için çalışmayı erteler. Çalışmadığında başarısız olur ve sonunda “işte bak gördün mü, zaten yapamıyorum” diyerek başlangıçtaki inancını güçlendirir.
Böylece bir döngü oluşur: Düşünce, duygu, davranış, sonuç ve inancın güçlenmesi. Örneğin “Yeterince iyi değilim” düşüncesi kaygıyı artırabilir. Kaygı arttıkça kişi kaçınabilir veya erteleyebilir. Erteleme sonucunda performansı düşebilir ve ortaya çıkan sonuç da “Yeterince iyi değilim” düşüncesini daha gerçekmiş gibi gösterebilir.
Bazen başarısızlıktan değil, başarıdan korkarız Kendini sabote etmenin ilginç taraflarından biri de kişinin yalnızca başarısızlıktan korkmamasıdır. Bazı insanlar için başarı da oldukça kaygı vericidir. Çünkü başarı beraberinde yeni sorumluluklar, beklentiler ve görünür olma hissi getirebilir.
“Ya başarılı olursam ve bunu devam ettiremezsem?”
“Ya herkes benden daha fazlasını beklerse?”
Bu düşünceler kişinin farkında olmadan geri çekilmesine neden olabilir. Dolayısıyla bazen kişi istediği şeyden değil, o şeyi elde ettikten sonra hayatının değişmesinden korkmaktadır.
Şimdi de Kendimizi sabote ettiğimizi nasıl anlayabiliriz? Sorusuna bakalım. Her erteleme ya da yanlış karar kendini sabote etmek anlamına gelmez. Ancak aynı döngünün tekrar tekrar yaşanması önemli bir işaret olabilir. Bir hedef belirliyor fakat tam yaklaşınca vazgeçiyorsanız, sürekli “doğru zamanı” bekliyorsanız, size iyi gelen insanlardan uzaklaşıp size zarar veren ilişkilere dönüyorsanız veya kendinize yönelik eleştiriniz başarısızlık anlarında oldukça sertleşiyorsa, davranışlarınızın altında yatan düşüncelere bakmak faydalı olabilir. Burada kendimize kızmak yerine merak etmek daha işlevseldir. “Neden yine böyle yaptım?” yerine “Bunu yaparken kendimi neden korumaya çalışıyordum?” diye sormak, davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamamıza yardımcı olabilir.
Ancak bu döngüyü kırmak mümkündür. Kendini sabote etme bir karakter özelliği değildir. Öğrenilmiş düşünce ve davranış örüntüleri değiştirilebilir. Bunun ilk adımı, otomatik olarak yaptığımız davranışları fark etmektir. Önümüzde bir fırsat olduğunda geri çekiliyorsak, “Şu an ne düşünüyorum?” diye kendimize sorabiliriz. Ardından bu düşüncenin bir gerçek mi, yoksa geçmiş deneyimlerimizden beslenen bir varsayım mı olduğunu değerlendirebiliriz. Çünkü zihnimiz bize her zaman gerçeği söylemez; çoğu zaman daha önce öğrendiği şeyi tekrar eder. Kendini sabote etme döngüsünü kırmak, kendimizi bir gecede tamamen değiştirmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca yıllardır otomatik olarak verdiğimiz bir tepkiyi ilk kez fark etmek bile önemli bir başlangıçtır.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: “Hayatımda istediğim şeylere ulaşmamı engelleyen şey gerçekten dışarıdaki koşullar mı, yoksa kendim hakkında inandığım bazı şeyler mi?”
Çünkü bazen önümüzdeki en büyük engel, başarısız olacağımıza dair korkumuz değil; başarabileceğimize henüz inanmıyor oluşumuzdur.



















