Sınırlar: ‘Hayır’ demek kendinize açtığınız bir alan mı yoksa başkalarına kapattığınız bir kapı mı?
Sınırlar, insanların kendini diğerlerinden ayıran görünmez bir hattır. Sınırlar, bizim kim olduğumuzu, hangi davranış veya tutumun bize iyi gelip gelmeyeceğini, neleri kabul edeceğimizi neleri etmeyeceğimizi net bir şekilde belirler. Sınır koymak; her ne kadar insanlar tarafından reddetmek olarak algılansa da kendini tanımak ve korumaktır. Sınırlarınızı korumak adına söylediğiniz ‘hayır’ kelimesi bir mesafe göstergesi değil özsaygı göstergesidir. Eğer sınırlarınız yoksa; tükenme, aşırı sorumluluk alma, suçluluk ya da manipülasyona açıklık ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir biçimde sınır koyabilmek hayatınıza denge getirir. Kısaca ‘hayır’ diyebilmek başkalarına kapattığımız bir kapı değil, kendimize açtığımız bir alandır.
Günlük hayatımızda çoğu zaman fark etmeden ‘evet’ kelimesini sıkça kullanırız. Bir başkasının isteği üzerine, ricasına bazen de hiç istemediğimiz şeylere ‘evet’ dediğimiz zamanlar oluyor. Çoğu zaman bu ‘evet’ kelimesinin arkasından ‘istemiyorum ama…’ cümlesi gelir. İşte tam da bu noktada sınırlar konusu devreye girer. Terapi odasında, basit bir ‘hayır’ kelimesini ifade edememenin ardında aslında yılların yükü olduğu ortaya çıkar. Danışanlarımdan sıkça duyduğum cümlelerden biri de ’hayır dediğimde kendimi suçlu hissettiğim için istemesem de benden istenilen şeyleri yapıyorum.’ oluyor. Bu cümle bize sınırların, sınır koyabilmenin yalnızca davranış değil, aynı zamanda duygusal bir öğrenme sürecinin parçası olduğunu gösteriyor. Sınır koyma davranışı, çoğu birey için bir ‘reddetme, geri çevirme’ davranışı gibi algılanır. Psikolojik açıdan baktığımızda sınır koymak, karşımızdaki kişiyi reddetmek değil; kendimizi ifade edebilmek ve tanımlamaktır. ‘Ben ancak bu noktaya kadar varım.’ mesajını net bir şekilde verebilmektir.
Çocukluk dönemlerinde içinde bulunduğunuz aile ortamı, öğrendiğiniz ilişkisel dinamikler yetişkinlik dönemlerinde sınır koyabilme becerisini etkiler. Çocukken duygularını ifade etmek isterken görmezden gelindiğiniz, ihtiyaçlarınız karşısında suçlu hissettirildiğiniz bir ortamda büyüdüyseniz sınır koyma davranışı sizin için zor bir hale gelebiliyor. Çünkü zihin şöyle çalışıyor: ‘Hayır, dersem sevilmem.’ Aslında bu noktada sınır koyamamak öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Bu strateji yetişkinlikte işlevsel olmayan bir hale dönüşür çünkü istemediğimiz şeylere ‘evet’ demek kişinin zamanla kendinden uzaklaşmasına neden olur. Kişi sürekli başka insanların ihtiyaçlarını önceler böylelikle kendi ihtiyaçlarını arka plana atar. Zamanla kendi ihtiyaçlarını fark edemez hale gelir. Bu durum öfke, tükenmişlik ve değersizlik hissiyle sonuçlanır.
İnsanlar sınır çizdiğinde ilişkileri zarar görecek zannederler oysa sınır koyabilme becerisi ilişkileri daha sağlıklı ve dengeli hale getiren bir beceridir. Çünkü sağlıklı ilişkiler her iki tarafında var olabildiği ilişkilerdir. Eğer bir ilişkide tek bir taraf sürekli kendinden veriyorsa bu sağlıklı ve dengeli bir tutum değil bağımlılıktır. Sınır koymak ile karşı tarafa duvar örmek arasında farklar vardır. Bu ayrımı iyi yapmak gerekir. Eğer duvar örülürse bu karşı tarafı içeri almamak demektir. Oysa sınır koymak demek kimlerin, ne kadar ve hangi durumda içeri girebileceğine karar verebilme gücüne sahip olmaktır. Yani ilişkileri kesmek değil gerçekçi bir dengede tutmak demektir.
Bir psikolog olarak çevremden ve danışanlarımdan en sık duyduğum soru: Sağlıklı sınır koyabilmeyi tekrar öğrenebilir miyim? oluyor. Evet. Sınır koymayı tekrar öğrenmek mümkün ancak bu bir anda olan bir şey değildir adım adım ilerlemek gerekir. Bunun ilk adımı hangi durumda sınır koyamadığımızı fark etmektir. Kişi ne zaman ‘evet’ dediğinde rahatsız olduğunu fark etmelidir. Bu soruya verilen cevap bize kişinin hangi alanlarda ve durumlarda sınır koyması gerektiğinin yanıtını verir. İkinci adımı suçluluk duygusunu ele almaktır. Eski öğrenmeler ortaya çıktığında suçluluk duygusu ile karşılaşırız. Yani çoğu zaman suçluluk duygusu yanlış yapmaktan kaynaklanmaz. Suçluluk duygusunu hemen ‘yanlış’ diye etiketlemek yerine o duygu neyi temsil ediyor onu anlamamız gerekir. Son adım ise küçükte olsa kararlı bir şekilde sınırınızı korumaya özen göstermektir. Bazen uzun uzun açıklama yapmak yerine kısa cevaplar ile kendimizi ifade edebiliriz. Örneğin ‘şu an müsait değilim, hayır gelmeyeceğim.’ gibi. Hatta bazen sessiz kalmak bile bir sınırdır. Ve karşılaşacağınız en zor kısım ise şu olacaktır: Herkes sınır koymanızdan memnun olmayacaktır. Çünkü siz değiştikçe içinde bulunduğunuz dünya ve ilişki dengeleri değişmeye başlayacaktır. Önceden sizin koyamadığınız sınırlardan rahatlıkla faydalanan insanlar yeni halinize karşı gelmeye başlayacaklardır. Çoğunlukla ‘sen değiştin’ gibi suçlamalarda bulunacaklardır. Peki size şu soruyu sorsam: Değişmek mi daha fazla sorun meydana getirir yoksa aynı yerde kalıp kendinizden uzaklaşmak mı?
Sınır koymak, yalnızlaşacağınız anlamına gelmez aksine sizi gerçekten görebilen ve anlayabilen insanlarla gerçekçi bağlar kurabilmenize olanak sağlar. Daha önce de söylemiştim gerçek ve sağlıklı ilişkiler her iki tarafında var olabildiği ilişkilerdir. Sınır koyabilme becerisini tekrar kazanmak diğerlerine karşı gelmek için değil; kendinizi korumak ve tanımlamak için yaptığınız bir seçimdir.
Unutmayın ‘sizi siz yapan sınırlarınızdır.’



















