Sevdiği bir ablasının oğlu evleniyordu. Düğünlere gitmezdi ancak nikah olunca sessiz olur, sıkıntı olmaz diye çaba sarf ederdi. Yine de katıldığı düğün sayısı 55 yıllık ömrü içinde 20 değildi.
Kalabalık, bir anda birçok tanıdık, birçok sevdik, gönlü bulanıyor, ruhu dönüyordu. Düğün gürültüsü yoktu nikahlarda ancak sıkıştırılmış, konsantre bir duygu yoğunluğu vardı. Karakter olarak uzun ve kaliteli zaman vermeyi severdi, oysa cemiyetlerde aşure bir atmosfer, aşırı tetiklenme vardı.
Varlığı ve doğal yapısının dışında farklı bir davranışla tamamlayabiliyordu ortamdaki tutumunu. Ya ilk temas ettiğinden aldığı enerji ile yükseliyor, keyifli ve neşeli oluyor veya ilk aldığından çöküp tahammülü zayıf ve tepkisel oluyordu. Herhangi bir lokomotif his yakalayamamışsa sessiz ve kırılgan bir kenarda izliyordu kalabalığın akışan sosyalleşmesini.
Nihayet ikna edip içini taşıyabildi nikah salonuna kadar dışını. Bekleme salonunda tanıdık bir yüz arıyordu, hepten yalnız hissetmemek için. Her kuralın dışında taptaze bir insanla epey vakit geçirdi, nihayet anons ve salona girmeye başlandı.
Aynı anda aynı otobüste rastlaşmayacak üç ayrı grup insan topluluğu vardı. En arkadan dahil olacağı tarafı bulmaya çalışırken yanından geçen davetlileri anlamaya çalışıyordu.
Öğle vakti, saat 11.30 ve mütevazı bir belediye tesisi. Park içinde sade bir salon ve gelenlerin straplez, payetli, sıfır etek boy elbiseleri (eser miktarda), stiletto ayakkabıları, coşkulu bir parti değil de ardından dağıtılan afterden geliyormuş gibi renk ve ışıltılarıyla gelen geçişen hanımları gözlemledi. Diğer kalabalığın yere kadar uzun pardösüleri, bellerine kadar salınan örtüleri, yürüyor mu, kayıyor mu belli etmeden usulca gezindiren ayakkabıları vardı.
Kız tarafı, erkek tarafı muhabbeti değildi, yaşlar arası anne-kız, baba-oğul değişimiydi bu.
Gençler gelin ve damadın iş arkadaşlarıydı, zaman nesli başka bir yere taşımıştı. Açık kalan ne kadar ten varsa o kadar değişik desen dövme de vardı.
Ortada dehşet veren, kan donduran bir deformasyon var. İnsan arıyoruz artık. Konuşacak, halleşecek değil sadece, nasıl insan olunuyordu izlemek, görmek, gözetmek için.
Kurallar güvenlik bariyerleridir. Nasıl belirlendiği sertlik ölçüsünü gösterir. İnsan olarak dünyaya gelen her emanet can, ellerine bırakıldığı kişinin inisiyatifinde şekil alır. Müdahale edilecek yaşa kadar hamuru çoktan sertleşir. Sonrası mermeri düzeltmek için ilim, sabır, emek ister. Bu sağlam örüntülerin içinde kendini tanıyan, insana kıymet veren, düzen ve huzuru önemseyen bilge ve fedakârların mesaisidir felsefe. Onun ışığında harmanlanır kurallar. Sabit hukuki düzenin sertliğini alır, ahlaki değerler. İnsanın kendinin dışındakilerin varlığını görmesi, kabul etmesi ve onları gözetebilmesidir kurallar.
Özünde uymak ruhunu, uygulamak bedenini korur. Sonuçta sağlıklı bir toplum oluşur. Bile isteye sosyolojik stratejilerle yüzyıllar içinde azıcık şekle girmiş bir insanlık düzeneği bozuluyorsa uyanmak lazım. Nezaketle ah vah, eski günler demek yerine, içimizde eskimeyen, eskitilemeyen insan olma erdemini sımsıkı tutup sahip çıkmak lazım.
Kim olduğunu bilmeden, neyin ne için olduğunu anlayamazsın. Kimsin sorusuna verdiğin cevapları bir yokla, ne diyorsun sana. İnsan, kadın, anne, insan, adam, baba. Sağlıklı sıralamada diziliş böyle. Sonra din, meslek, huy, tercih, burç, sağlık sorunu gelir.
İnsan bireysel yaşamak üzerine programlanmamış. Kendini sev, kendine tap, kendinden başkasını yoksay; bu dehşet savaşın bayrak ve afişleriydi. Sonrası sırayla geldi zaten. İnsan olma ayarına dinamit koyunca, kadın veya erkek olmak da çok önemli olmadı. Zira cinsiyet, insan olmanın en önemli dinamiği. Kadın rolleri ve görevleri insanlığın devam sebebi. Erkeğin varlığı ile kadının varlığı arasındaki fark gözetilip korunduğu sürece aşk, sevgi, sevda, sanat, kültür var olabilir. Farkı kaldırınca eşitlik değil, kaos olur. Kaos bir mevcudu yok etmenin ilk adımıdır. Kast edilen, hedef alınan insanlık olunca otomatik olarak ilk hedef cinsiyet oldu.
Eşitiz, beraber çalışalım. Ama sen alabildiğine dişi ol. Eşitiz, aynı ortamda aynı zaman diliminde yorulalım ama sen yine özel gününde, doğumunda, bunu devam ettir. Eşitiz ama ben canım ne isterse sana onu yapayım ama sen bana asla.
Siz tespihin ipini bir kere koparırsanız, inci boncuk karışmaz, sadece dağılan toplumsal çöküşün altında kalırsınız.
Sabah mesaiye gidenleri metro çıkışı oturup izlerseniz, ciğerleriniz sızlar. Sabahın yedisinde göbeğine kadar açık yakalar, çamaşırı örtmeyen etekler, selülit banyosu, öğürten parfüm kokusu, iş öncesi vahşi dişileşme mesaisi, iş mesaisinden çok daha fazla zaman alan bir uğraşa dönüşmüş.
Daha çocuk denecek yaşlarda terütaze masum kız çocuklarının, kerhane atığı yaşlı kocakarıların boyasından sürünmeleri. İpek gibi duru ciltlerini tabaka tabaka türlü kimyasalla kaplamaları ne kadar içler acısı. En kötüsü de artık sima yok. Fabrika üretimi suretler var. Dudaklara dudak denmez, burunlara burun. Tek tip insan işe yarasaydı Rabbim öyle yaratırdı. Senin gülümserken dudağının kıvrılmasıyla, ruhunun içindeki ince kıvrılma okunur. Hadi oku diyeceğim, ruhları yok gibiler.
Kadın olmak, sergilenecek bazı organların olması, onları olabildiğince çok insana sunmak, birilerinin nefsine, birilerinin hasedine, yani alabildiğince enerjiye açıp yakmak değil. O övündüğün uzuvlarının hepsinin çok özel görevleri var. Kendini tanımak dediğimiz de tam olarak buradan başlıyor. Yalnızca ruhunu bilmek gerekmiyor tamamlanmak için; bedenin, hormonların, enzimlerin, tüm hücrelerin. Nesin, niyesin sarmalında dağılıyoruz. Bunların derdinde olmaman, dertleri düzeni bozmak olanların birinci hedefi. Sana elbise veya makyaj malzemesi satmak gibi basit bir nedeni yok. Bütüncül düşündüğünde hücre gibi bir dokunun parçası olduğunu anladığında, birini bozduklarında toplumsal kanseri başlattıklarını anlarsın. Kanser hücre terörüdür, sosyal kanserde hızla yayılan bozulmuş insan formudur.
Dünya genelinde tek tip kültür (kültürsüzlük türü), tek tip insan (ruhsuzluktur), tek cins insan (cinsiyetsizliktir). İnsan varlığı boyunca var olan ve bu varlıklara tat ve huzur veren onca değeri yok ederek insanı yok etmeye çalıştıklarını görmemek de ayrı bir illüzyon veya hipnoz olsa gerektir.
Hâlâ alışveriş, tüketip, zamanı yok saymak, hareketsizlik, üretimsizlik, faydasızlık gibi akan yok oluşa bırakmak istiyorsan kendini bilemem ancak. Silkinip gözünü açma, hipnozdan çıkıp illüzyonu devre dışı bırakma zamanın geçiyor. Kaçan tren olsa sonrakine binersin, ömür olunca sadece tabuta biniyor insan, onun yolu da birkaç adımlık.
Allah’ım, ahir zaman demlerine ve alametlerine duçar olacakların bu denli acı çekeceklerini bu kadar geç öğrendiğim için beni bağışla. Senden razı ve senin razı olduklarından olmayı bizlere ihsan et. Gafletten ve sarhoşluktan sana sığınıyorum.
Hasbiyallah ve nimel vekil.
















