Adalet, kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner. (Konfüçyüs)
Belki de böyle bir gerçeği idrak etmeye çok geç kalmışım… Ama maalesef ki böyle bir gerçek var… İnsanların cinsiyet, ırk, renk, dil, din, etnik köken, fikir, siyasal veya diğer ayrımcılığı maalesef ki her türlü sürmekte… Bu tür sebeplerden dolayı zulüm gören her kes için içim acıyor, kalbim ağrıyor. Bir derdi onu yaşayanlar daha iyi idrak eder ama gerçek insan, o acıyı yaşamadan empati kurabilendir… Bununla ilgili Tolstoy demiş ki: “Acıyı duyabiliyorsan, canlısın. Başkasının acısını duyabiliyorsan, insansın…”
Ama benim asıl üzüldüğüm ve şu zor günlerde hayatın tokat gibi yüzüme vurduğu gerçek şu ki insan haklarını koruduğunu “bas bas bağıran”, yanındayız deyip arkandan iş çeviren “insan hakları” örgütleri aslında en çok ayrımcılığa öncelik tanıyanlardır… Ve ondandır ki Hakk için savaşanlar ile “Hakk” için savaşanlar diye kavram ortaya çıkmış ve Hakk bekleyen insanlar asıl haksızlığa uğramışlar ve uğramaya devam etmekteler. Çünkü başlık aynı anlamı içerse de kalpler, niyetler her iki tarafta aynı anlamı ve kavramı içermiyor… Haksızlığa susmak, haksızlığa uğramak çok büyük haksızlık ama en çok acıtan haksızlık, hakkı savunuyor gösterisi yapıp asıl haksızlığı yapanların olmasıdır. Ve böyle insanlar mevcut olduğu sürece dünyada Hakk diye bir şey olmaz. Belki de ondandır ki dünya, Hakk ve adalet yoksunluğundan eziyet çeken günahların bol olduğu huzursuz bir yerdir. Belki de ondandır ki insanın önce Allah’a, sonra kendine ettiği haksızlık sonucu dünyadadır… Kendi soyunun ürettiği ve adaletsiz haksızlığına mahkûm olduğu bir dünyadadır…
















