“Bir şeyi yapmaya başlamak için yapacak gibi hissetmeyi beklemeniz gerektiğini kim söylüyor?” sorusunu soruyor Panzehir kitabında Psikolog Oliver Burkeman. Aslında bu soru, çoğumuzun yıllardır inandığı önemli bir yanılgıyı görünür kılıyor. Bir işe başlamadan önce motive olmayı, istek duymayı ya da kendimizi hazır hissetmeyi bekliyoruz. Oysa gerçek bunun tam tersidir; motivasyon çoğu zaman harekete geçmenin ön koşulu değil, sonucudur. Bir işe başladıktan sonra hissettiğimiz ilerleme ve başarı duygusu motivasyonu besler. Bekledikçe değil, hareket ettikçe motive oluruz.
Psikolog Oliver Burkeman’ın da dikkat çektiği gibi, bir şeyi yapmak için “yapacak gibi hissetmeyi” beklemek bizi görünmez bir döngünün içine hapseder. Bu duygu ve düşünceler sabit değildir. Tıpkı hava durumu gibi gelir, değişir ve geçer. Ancak biz onları mutlak gerçekler olarak kabul ettiğimizde, yaşamımızın direksiyonunu da onlara teslim etmiş oluruz.
Aslında erteleme çoğu zaman tembellikten değil, rahatsızlık hissinden kaçınmaktan doğar. Yapılacak iş gözümüzde büyür, hata yapmaktan korkarız, mükemmel olmasını isteriz ya da zihnimiz “şimdi sırası değil” diye fısıldar. Bu duyguların hiçbiri bize ne yapmamız gerektiğini söylemez. Sadece o anki ruh halimizi anlatır.
İşte tam bu noktada Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (Acceptance and Commitment Therapy – ACT) yaklaşımı güçlü bir bakış açısı sunar. ACT, rahatsız edici düşünce ve duyguları ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onları fark ederek yaşamın içinde ilerlemeyi önerir. Burada amaç kaygısız, istek dolu ya da sürekli motive bir insan olmak değildir. Amaç, tüm bu duygular eşliğinde değer verdiğimiz yaşamı sürdürebilmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
“Bugün motive miyim?” değil,
“Bugün hissettiklerime rağmen hangi küçük adımı atabilirim?”
Çoğu zaman ihtiyacımız olan şey büyük bir motivasyon dalgası değildir. Sadece beş dakikalık bir başlangıçtır. Masaya oturmak, dosyayı açmak, ilk cümleyi yazmak ya da ilk telefon görüşmesini yapmak… Küçük görünen bu adımlar, zihnin beklediği kusursuz hissin yerini gerçek bir ilerlemeye bırakır.
Araştırmalar da bu bakış açısını destekliyor. Bazı psikologlar, ertelemenin esasen bir zaman yönetimi sorunu değil, duygu düzenleme sorunu olduğunu vurgular. İnsanlar işi değil, o işin meydana getirdiği olumsuz duyguları erteler. Dolayısıyla çözüm daha fazla motivasyon aramak değil; rahatsızlık hissiyle birlikte harekete geçebilmeyi öğrenmektir.
Hayat hiçbir zaman tamamen hazır hissettiğimiz anlardan oluşmayacak. Hep biraz yorgun, biraz kaygılı, biraz isteksiz olduğumuz günler olacak. Eğer yaşamı sadece kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda yaşayacaksak, kaçıracağımız çok fazla an var.
Belki de özgürlük; korkunun, isteksizliğin ya da erteleme isteğinin tamamen yok olması değil, onların sesini duyarken kendi değerlerimizin sesini biraz daha yüksek tutabilmektir.
Harekete geçmek için doğru hissi beklediğimizde zaman geçer. Küçük de olsa bir adım attığımızda, çoğu zaman beklediğimiz duygu da sessizce arkamızdan gelir.
Kaynakça
- Burkeman, O. (2021). Four Thousand Weeks: Time Management for Mortals. Farrar, Straus and Giroux. (Türkçe: Panzehir içinde yer alan ilgili bölüm.)
- Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change (2nd ed.). Guilford Press.
- Pychyl, T. A. (2013). Solving the Procrastination Puzzle: A Concise Guide to Strategies for Change. TarcherPerigee.
- Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). “Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation.” European Psychologist, 18(2), 115–127.
















