Yürüdüğümüzde etrafta bir güzellik ararız bazen. Bu arayış hüküm sürerken tüm benliğimizde umut tohumlarının ekinlerine rastlamak isteriz. Yeterince güzel bakmak yetmez de insan, bir hüzün besler köklerinde, kendi çiçeğini kendi çınar haline getirir. En umutsuz zamanlarda bir gül uğruna göç eder hükümsüz ruhlarımız. Nerede aradığını mı bilir, ne aradığını mı bilir insan? Hangisinin ayrılığında birleşiriz ve buluruz kendimizi? Bulduklarımızla devam ederiz. Devam ettikçe yol uzar, hayat dediğimizde bu değil midir? Her yeni güne uyandığında tekrar tekrar beklemek, tüm umutları sırtına yüklediğin bir sürece tabi olmak gibidir. Bir sürü insan birikmiş, yolunda yolcular, sarmış şimdi etrafı feryatlar. Bağırmaz olmuş insanlar, nasıl anlaşır onca insan? Hangi dilmiş bu, suspus olmuş tüm insanlık. Vurdun da çıkmaz mı oldu zehir? Kasnak gibi gerilmiş, doğru ve yanlış, hangisine baksam ağlayan yitirdiklerim. Kapat gözlerini ve artık toprak nazik davranacak olmuş. Bilsem daha erken gelmez miydim? Dağlar boyunca kavuşmamış insan birikmiş yeryüzünde. Bu nasıl beklemek, aziz ruhum; bulacak mı, erecek mi sonuna, yoksa bir gül uğruna yanacak mıyım yaban ellerde?
İnsan doğası gereği hep bir amaç için yaşamaya alışmıştır. Bazen bir beklenti içine gireriz ansızın, zamandan kopmuş, bağımsızlığını ilan etmiş düşünceler ve hayaller kurarız. Ya da bilmeyiz de hüküm mü giymiştir tüm bunlar? Az daha sabret deriz kendimize; bir yolu yürüyecek uğurda bir gül alacak duada yaşarız. Şimdi insan neyler de sonuna kadar yürür, neyler de bulur hakikati? Yaşadığın mı, yoksa yaşayamadığın hayat mı anlamı karşılar? Karış karış dolaşmış bu yol ayrımları ama yine de bulamamış nereye varacağını. Gül kendini gizlemiş ve “Benim topraklarım nerede mesken bellediyse yerim de oradadır.” demiş. Aidiyeti huzura kavuşturmuş, ellerini avuşturmuş bekliyor gül bahçeleri. Yetişir miyiz o güzelliklere? Koşar adımlar bile bilemez olmuş, hudut nedir bilir misin? Artık bilmez olmuş insan. Hiçbir şey açıklanamayacak kadar karmaşık ve kendinde bir kuyuya hapsolmuş bir şekilde yaşıyor. Varlık da yokluk da bembeyaz bir çuval gibi karşında ağlar dost gibi. Ne anlatır bunlar insana? Hep sustuklarımız mı konuşacak? Dost gibi giyinmiş bembeyaz örtüler. Asıl şimdi hakikat görünecek.
Hayatımız boyunca bir yol boyunca koşuştururuz. Belki yol genişlemez, bize daha rahat bir süreç sunmaz. Fakat bu süreç uzayabilir ve bizler bu zamanlar içerisinde güzel bir sonuç elde etmek veya rastlamak isteriz. Bir gül uğruna dualar ederiz. Kimimizi bahçeler beklerken, kimimiz hiç kokusunu bile almadan hayat yolculuğumuzu tamamlarız. En merhametli mesken toprak mıdır? Kıymet ve hakikat o zaman mı bilinir? Bizlerin en net karşılaşabileceği gerçek budur. Düzen veya umutsuzluk bir noktada emekle, yol boyunca yolcu gibi değil de emektar gibi yaşamakla örtüşür. İşte o zaman dost gibi giyinmiş beyaz örtüler ömrümüze bir elbise gibi diker bu güzellikleri ve nereye gidersek gidelim, en güzelini yapan biz oluruz. Engeller çıksa da yollar uzasa da, yol boyunca bir gül değil, bin gül bile beklemek güzel…

















