Her insan bir dizi hissiyatın beraberinde bazen kırılgan, bazen dinamik bir süregeliş yaşamına katar. Bazen de bazı duyguların ve onda hapsolan ruhun çığlıklarının imzasını taşır. Kim der ki bir inat bu kadar dayanmaz ve kim der ki bir inat bu kadar da sağlam olur? İnsan bu belirsizliğin peçesinde belki de zor denebilecek sınavlarını verir. Bir vitrin düşün; önünden geçen herkese düğün, bir gurur düşün; gözleri su gibi uyur her ardı sıra düşün. Düş görmek midir hayat? Düşünmektir oysa tüm süsüyle her yalanı. Ya da bir evin camını seyreden yalın bir insan misali. Kapısını unutmuş, vitrinlerin düğünlerine aşina değil, kendi penceresinde yüksek apartmanlarda görülmeyecek yerlerde. İşte bu yüzden gurur bildi kendini en incesiyle. Ömür dediği zinciri kırarcasına, gurur dediği suya atlarcasına. Güzel atlar bir gün almaya geldiğinde onları, yüksek apartmanlar ve kimin vitrininin düğününe şahit olacak bu insanlar? O gün güzel atlar, gözyaşlarında yaşanmamışlıklara ağıt yakarlar. Camdan gurur, en candan girer hayatına bir zaman sonra. Ayak basılmamış merdiven, parmak uçlarıyla çıkılmamış her adım, ziyan olmuş bir süreyi anımsatır.
Tüm bu serzenişlerin en hakiki sebebi her zaman insanların bir eşiğinin olmasıdır. Cam kırılır ve insan sağlam geçirdiği öncesini hafızasından siler. “Gurur” nedir? diye sorarsak eğer, aslında tam olarak o aşamada aklının ve duygularının terazisinde galip gelecek olanın zinciri ele geçireceği bir yarışmadır. İlk satırlarımda “bir gurur bu kadar mı olur?” açısından düşünerek kaleme aldım. Biraz daha irdeleyelim: “bir gurur bu kadar mı olur?”. Evet, bazen sabır taşar, kalp süzer, akıl süzer. Kalp daha fazla dayanmaz; kendi vitrinine düğün biçemeyecek kadar yorgundur çünkü düşleri. Düşünceleri bilmez yolları, çok unutmuştur olurları. Hani insan kendini de bulamaz ya, işte o zaman kaynağın kendisinden çözülür tüm mesele. Zoraki bir dünya his taşırsın gövdende, bitiremezsin köklerini, susturamazsın en derininden dertleri. Anlamaz mı insan insanı, yoksa görür mü kendi sanrısında sandığı insanı? İşte o zamanın birikiminin önüne hiçbir engel, set olamaz. Bir gün bir gül biriktirir. Fakat fazla zamanı yoktur. Her gün o güle eklenecek bir zaman daha yoktur. Evet, belki gül vardır ama bahçe olmaz. Bahçe olmamış bir sürü gül düşündüğünde de bir gurur bu kadar olur. O yüksek apartmanlara ulaşmaya çalışan güzel atların yalın insanlarının sustuğu en derin, belki de sahip olmaktı istediği en serin bahçeydi.
Bir gül ayır şimdi o güzel atlara ve su içsin, bahçeler açsın güller. Hepsi beraber anlarlar birbirlerini. Camdan gurur zinciri olur muymuş? Hem kırılgan hem sağlam. Bir ağlar, bir güler. Vitrinler yalanıyla tüm düğününü süsler. Şimdi bıraktı inadı zincirler, güzel atlara haber salsın inciler. Dünyanın en yalın insanı hak etti bu düğünü ve şimdi bahçe olacak güller. Hiç ayak basamadığı merdivenlerden inecek bilekler; en güzeli de hayat böyle daha güzel ve anlaşılır olacak…

















