Eylül de geldi, farkında mısın? Sabahattin Ali’nin: “Çayı, kitapları, Eylülü, maviyi, denizi seviyorum ve tüm adaletsiz insanlardan eşit derecede uzak duruyorum.” dediği anda çakılı kalmak isterdim aslında. İnsanlardan uzak durmayı seçiyorum ama yalnızken de canım sıkılmıyor değil diye bir espri patlatmak belki de en iyisi. Birileri çıkıp gelsin ve ben onu saatlerce dinleyeyim. Bak hele, karşı sokaktan kim geliyor? Hey! Bir bakar mısın? Şöyle otur da iki demli çay söyleyelim. Sen de kimsin? Uzatma işte! Sen rüzgarın sesini dinle. Ben gökyüzünü seyre dalayım. Sen yaprak hışırtıları eşliğinde dans et. Ben, bulutlara dalayım. Ara sıra sen elindeki sopa ile bir şeyler çiz toprağa. Uzunca bir süre sessizce oturalım şu bankta. Sonra, sen kendinden bahset. Bana peşi sıra sorular sor ama boğmadan. Olur mu?
Yeni karşılaşmış herkes gibi, memleket neresi diyerek başla söze. Ben de sana kuş uçmaz, kervan geçmez dağların, uzun ince yolların sonundaki doğum yerimin anlatayım dilim döndüğünce. Çınar ağaçlarının dere boyunca caka satışından, bir avuç toprak parçasından kışlığını çıkarmak için çırpınan anamdan, haftada birkaç kez yayık dövmesinden, tereyağlı kömbesinden, onca zorluğa rağmen gülmesinden falan işte… Gurbet ellerde yevmiye ile çalışan babamdan, şehir dönüşü bisiklet mi, televizyon mu oğlum deyişinden, bizi uzaktan sevişinden falan işte… Günde on binlerce metre yürümek zorunda olan dedemden, bir kucak dolusu kekikten, bir poşet kuzu göbeğinden, sızlayan bacaklarından falan işte… Kekik toplamak için dağ tepe dolaşan ninemden, yedi yirmi dört başında taşıdığı banka kasasından, keçi sağmasından, canı sıkılınca ağlamasından falan işte… Dağ haricinde bir yerleşim yerinin olmadığını zanneden kendimden, bisiklet yerine fedakarlık edip televizyon olur dememeden, keçilerden, oğlaklardan, sinirlenince delirmişçesine koşan katırdan, kocaman boynuzları ile efe gibi yürüyen tekeden falan işte… Biraz daha esnek şartlara sahip ablamdan, mavi lastik pabucundan, kısacık kesilmiş saçlarından falan işte… Hayallerin az da olsa iyileşmeye başladığı zamana denk gelen kardeşlerimden, dere maceralarından, karpuz tarlasından, patlak topun tadından falan işte… Memnun oldum. Adaş olduğumuza sevinsem mi, sevinmesem mi bilemedim. Çam kabuğundan traktör yapmak da nereden aklına geldi? Tekerleri kimin lastik pabucunun topuğundan? Yemeyesin dayağı! Yok, yok, eskiydi zaten onlar! Şu ilerideki çeşme var ya, ondaki hortumdan tekerlek yapalım mı? Sana bisiklet almamı ister misin? O ne ki? Ooo, çok işimiz var seninle! Oğlaklar diyorum ya, kaçar da emerse annelerini? Korkuyorum! Ya yetişemezsem arkalarında! Vay halime! Eşekle suya gidilecekmiş. Bu yaşımda usandım hayattan. Büyüyünce nasıl olacak ki? Açım dedim. Ninem, ayrana ekmek doğra dedi. Dün ablam süte ortak olmayalım diye tabağa tükürdü. Hım, en iyisi dere kenarındaki bahçeden meyve taşlamak. Ceplerimi ağzına kadar dolduracağım. Ta ki komşu taşlamaya başlayana kadar.
Biliyor musun, okul diye bir yer varmış. Eeee! Anamla babam konuşurlarken duydum. Beni yakın zamanda oraya göndereceklermiş. Öyle çok merek ediyorum ki okulu. Orada da eşekle suya gitmek var mı? Bana biraz okuldan bahseder misin? Neden susuyorsun ki? Bir şeyler söyle! Ha, bu arada ben çay içmem ki. Bana meyve suyu söylesen olmaz mı? Hey, kahveci, arkadaşıma meyve suyu ver. Tamam abi! Sağ ol. Okul diyordum. Nasıl bir yer? Orada öğretmen diye biri varmış. Okumayı öğrenecekmişim. Ne işime yarayacaksa! Neden hiç konuşmuyorsun? Ben dinlemeyi severim arkadaşım. Hadi söyle bakalım, büyüyünce ne olacaksın? Büyümek iyi bir şey mi? Ne de çok soru soruyorsun. Ya, sevgili çocukluğum, al topunu başka yerde oyna! Bak, eylül de geldi. Haydi okula… Oku ama canıma değil! Sen yine de çayı, kitapları, Eylülü, maviyi, denizi sev ve tüm adaletsiz insanlara eşit derecede uzak dur.” olur mu?
Konumuzla alakası yok ama biraz önce çok hoşuma giden bir söz okudum. Aşk; “Ebu Cehil’in alamadığı kokuyu, Veysel Karani’nin almasıdır.” diyordu. Eeee, küçüklüğüm, benden bu kadar. Ya sen, nasılsın? Gerçekte nasılsın? Sana samimi olacağım, gerçekten nasılsın? Sormayı unuttum. Memleket neresi?















