İnsan, hayatının geçmişini çoğu zaman en güzel zamanlar olarak anlatır ve hatırlar. Her canlının yavruluk dönemi çok güzel, çok tatlı ve sevimlidir. Zaman ilerledikçe bu sevimlilik belki azalır ama geriye sevgi kalır. Tabii, bu duygu herkes ve her şey için geçerli değildir.
Büyüklerimiz geçmişten bahsederken önce derin bir “ahh” çeker, sonra gençliklerini anlatmaya başlarlar. “Zamanında şöyle yaptım, bunu yaptım.” diyerek geçmişte yaşadıkları güzellikleri dile getirirler. Şimdi düşünüyorum da, acaba zaman mı bayatladı, yoksa biz mi geçmişi olduğundan daha güzel hatırlıyoruz?
Şahsi bir örnek vermek gerekirse, benim yaşım henüz 37. Buna rağmen ben bile çocuklarıma kendi dönemimde yaşadığım zorlukları ve güzellikleri anlatıyorum. Acaba bizim yeni kuşak çocuklarımız, ileride kendi çocuklarına ne gibi zorluklarla karşılaştıklarını ve hangi güzellikleri yaşadıklarını anlatacaklar? Bunu gerçekten merak ediyorum.
Çünkü günümüzde biz ebeveynler, çocuklarımız üzülmesin, kırılmasın diye elimizden geleni yapıyoruz. “Ben görmedim, o görsün. Ben yaşayamadım, o yaşasın. Çocuk sevinsin.” diyerek onların istediği pek çok şeyi elde etmelerini sağlıyoruz. Belki de onları hayatın zorluklarından korumaya çalışırken, hayatın bize öğrettiği bazı değerlerden uzaklaştırıyoruz.
İnsan sadece sahip olduklarıyla değil, yaşadığı zorluklarla da büyüyor. Beklemek, sabretmek, mücadele etmek, bir şeyi elde etmek için çaba göstermek insana hayatı öğretiyor. Belki de geçmişe duyduğumuz özlemin sebebi sadece yaşımızın ilerlemesi değil; o dönemlerde yaşadığımız zorlukların, mücadelelerin ve küçük şeylerden duyduğumuz mutlulukların bugün hayatımızda daha az yer kaplamasıdır.
Peki, başarının sırrı gerçekten acı mıdır?
Zorluk, çile ve acı… “Başarıya giden yolda çekilen çile kutsaldır.” düşüncesiyle insan kendisini motive ediyor. Vazgeçmenin bir acizlik, bir zayıflık olduğu düşüncesiyle hayatını yaşamaya ve kendisini doğrulamaya devam ediyor. İnsan, hayatının güzel zamanlarını bazen yaşamış olduğu zorluklara bedel biçiyor. Sanki ne kadar çok acı çekerse, elde ettiği şey de o kadar değerli olacakmış gibi düşünüyor.
Belki başka bir çıkış yolu vardır ama insan, inatla zor olanı seçer.
Oysa hayat inişli çıkışlıdır. Hayatın bütün güzellikleri çocukluk çağından buluğ çağına kadar insanın karşısına daha kolay çıkar. Sonrasında ise yaşamın yükleri yavaş yavaş omuzlara çökmeye başlar. Sorumluluklar artar, hayat ağırlaşır ve insanın zihni de bedeniyle birlikte yorulmaya başlar.
Günümüzde insanın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri de strestir. Gün boyunca insanın üzerinde biriken stres, zamanla öfkeye, huzursuzluğa, kavgalara ve çeşitli problemlere dönüşebiliyor. Fakat bu durum yalnızca fiziksel bir yorgunluk olarak görülmemeli. Bazen asıl yorgunluk insanın düşüncelerinde ve zihninde birikiyor.
Çünkü insanlar bütün benliklerini yaşamsal faaliyetlere ve günlük koşuşturmaya adıyor. İşe gitmek, çalışmak, eve dönmek ve aynı monoton hayatı tekrar yaşamak… Günün sonunda insanın tek hedefi eve gidip dinlenmek oluyor. Fakat beden eve gitse bile bazen zihin hâlâ günün stresini taşımaya devam ediyor.
İşte tam bu noktada doğa, insana başka bir çerçeveden bakma fırsatı sunuyor.
Doğa, sakinliktir.
Doğa ve doğallık, gün boyunca üzerimizde taşıdığımız stresi, karmaşayı ve öfkeyi geride bırakabilmenin en güzel yollarından biridir. Yeni yerler keşfetmek, yürüyüş yapmak, temiz havayı solumak, sessizliğin içinde biraz zaman geçirmek insanın zihnini rahatlatıyor.
Belki de hayatı daha yaşanır hâle getirmek için her zaman büyük değişikliklere ihtiyacımız yoktur. Bazen sadece bulunduğumuz yerden uzaklaşıp doğaya karışmak, yeni bir yer keşfetmek ve biraz yürümek yeterlidir.
Çünkü insanın bazen ihtiyacı olan şey daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduklarının değerini yeniden görebileceği kadar sakinleşebilmektir.
Belki de gerçek başarı sadece acıya katlanmak değildir. Ne zaman mücadele edeceğini, ne zaman dinleneceğini, ne zaman vazgeçmesi gerektiğini ve ne zaman yön değiştirmesi gerektiğini bilmek de bir başarıdır. Vazgeçmek her zaman acizlik veya zayıflık değildir. Bazen yanlış yolda olduğunu fark edip başka bir yola yönelmek, insanın kendisine yapabileceği en büyük iyiliktir.
Çünkü insanı olgunlaştıran yalnızca acı değildir. Sevgi, umut, doğa, mücadele, huzur ve yaşadığı deneyimlerin tamamı insanı şekillendirir. Belki de asıl mesele, acıyı ne kadar çektiğimiz değil; yaşadıklarımızdan ne öğrendiğimizdir.
Belki yıllar sonra bizim çocuklarımız da geçmişlerine dönüp derin bir “ahh” çekecek ve kendi çocuklarına bizim bugün yaşadıklarımızı anlatacaklar.
Kim bilir…
Belki onlar da bir gün geçmişi özleyecekler. Çünkü insanın hayatında en güzel zaman, çoğu zaman yaşadığı an değil; geriye dönüp hatırladığı andır.
Belki de hayatın gerçek güzelliği, geçmişi özlemekle geleceği beklemek arasında, içinde bulunduğumuz anın değerini fark edebilmektir.



















