Dünyanın bir han, benim de bir yolcu olduğumun hikâyesi ile başlamalıyım söze ki cümlelerimin bir anlamı olsun. Genelde günün muhasebesi gece yapılır inancı gereği, yastığa başımı koyduğumda beni rahatsız eden bir şey olmamalıdır. Bu sebeple her şeyin geçici, kalıcı olanın bir ben olduğumu anlatmalı ve hanın bir durak, yolcunun serüveninin ise asıl olduğunu söylemeliydim. Böylece serüvenimizin terazisini adalet, adaletin ölçüsünü de vicdan belirlemeliydi. Benim de dünya ölçüm vicdan muhasebesi kısmındaydı. Her şeyi evrensellikle ölçen insan, eksikliğini burada da gösteriyordu.
Kime ya da neye göreydi evrensellik? Kendine gönderilmiş ilahi kitabı değiştirmiş dinin bireylerinin mi, kendini herkesten, her şeyden üstün gören bir milletin değerlerinin mi, taşa, toprağa, ineğe tapanların mı evrenselliği? Sahi, bu evrensellik kime ya da neye idi? Bozulmamış, tahrip edilmemiş, el değmemiş, binlerce yıldır insanlığa seslenip doğru, güzel, ahlaklı, sevimli olanı tasvip eden din-i İslam ile onun ismet olan güzel peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) idi evrenselliğin adı. Tanımı bile olamazdı; bizzat kendisi olurdu. Ve tüm bunların ışığında dünyayı vicdanımla görmeyi tercih eden ben vardım.
‘Vicdanının sesini duy, vicdan azabı çekme, vicdansız’; hep var ya da yok üzerinden verilen misaller vardı. İnsanların birbirinden beklediği, biraz da hayatı yaşanabilir, katlanabilir yapmak için söylenmiş, tecrübeyle kazanılmış, toplumsal hafızaya kayıtlı sözlerin başkahramanıdır vicdan. Dünya denen handaki yolculuğumuzda bize ışık tutacak, yolumuzu aydınlatacak en adaletli terazidir aslında. Annelerin çocuklarının ruhuna ilmek ilmek nakşettiği Kiramen Kâtibin yani yazıcı meleklerin, gece yatana kadar beklediği, yaptığımız hatalardan af dilediğinde ise yazmaktan kaçındığı günahlarımız kıssası burada daha da önem kazanıyordu. Küçüklükten hafızaya vurulan mühürdü vicdan. Annelik, ne kutsaldı dimi? Çocuğunu sonsuza kadar korumaktı görevi. Peki, af dilerken ne ağır basıyordu kalpte? Tabii ki manevi temizlenmenin verdiği keyifti. Vicdan mahkemesinde kurulan terazi, ahlaklı tarafa meyledince hanemize sevap ya da yazılmayan günah olarak geçiyordu. Ne güzel!
Gecenin koynunda vicdanımın sesinde, ‘Bugün kalp kırmadın, yalan söylemedin, kimseyi incitmedin.’ tınısını yakaladığımda, okuduğum üç İhlas bir Fatiha ile gönül huzuruyla dalarım uykuya. Geçiciliğin döngüsündeki kıymetli yolculuğum, vicdan terazisinde hep ilahi olanın ağır basması ile tamamlanmasıdır tüm temennimiz.
















