Müsaadenize sığınarak birkaç soruyla başlamak isterim. Hayatınız boyunca hiç bir insanın mutluluğuna vesile oldunuz mu? Bir gönlün yeniden umutla yeşermesine, bir yüreğin karanlıktan aydınlığa çıkmasına, bir insanın yüzünde beliren tebessüme sebep oldunuz mu? Kendi huzurunuzdan, kendi rahatınızdan, kendi beklentilerinizden vazgeçerek bir başkasının huzuruna katkı sunabildiniz mi? Bir kırgınlığın onarılmasına, dağılmak üzere olan bir yuvanın yeniden ayağa kalkmasına, adaletin yerini bulmasına, bir mazlumun sesinin duyulmasına vesile olabildiniz mi? Ve bütün bunları yaparken bir bedel ödemeyi göze alabildiniz mi?
Çünkü hakikatin yanında durmak çoğu zaman alkışlanmak değil, yalnız kalmayı göze almaktır. Doğruyu savunmak çoğu zaman kalabalıkların arasından ayrılıp vicdanın sesine kulak verebilmektir. İnsanların hoşuna giden sözleri söylemek kolaydır. Zor olan ise hakikati söylemenin bedelini ödemeyi kabul etmektir.
Hayat, insana birçok hakikati bazen bir tokat gibi öğretir. Kimi zaman bir kayıpla, kimi zaman bir ayrılıkla, kimi zaman bir imtihanla, kimi zaman da beklenmedik bir karşılaşmayla… Bazen yolumuzu kaybederiz. Bazen bulduğumuzu sandığımız yoldan yeniden geçmek zorunda kalırız. Bazen çok sevdiğimiz insanlar hayatımızdan çıkar gider. Bazen hiç ummadığımız insanlar hayatımızın merkezine yerleşir.
Fakat bütün bu yaşananların arasında değişmeyen bir gerçek vardır: Eğer bir insanın iyiliğine vesile olmuşsanız, eğer bir gönle dokunmuşsanız, eğer bir kalbin yükünü hafifletmişseniz ve bunun uğruna gerektiğinde fedakârlık yapmayı göze almışsanız, bilin ki hayatın en kıymetli servetlerinden birine sahip olmuşsunuzdur. Çünkü insan, geride bıraktığı mallarla değil; dokunduğu gönüllerle, iyileştirdiği yaralarla ve vesile olduğu güzelliklerle hatırlanır.
Kader meselesini düşündüğümüzde çoğu zaman yalnızca sonucu görürüz. Oysa kader yalnızca yaşanacak olanı değil, o yaşanacak olanın hangi sebepler ve hangi vesileler üzerinden gerçekleşeceğini de içinde barındırır. İnsanlar hayatımıza tesadüfen girmez. Bizler de insanların hayatlarına tesadüfen dahil olmayız. Her karşılaşmanın bir hikmeti, her vedanın bir sebebi, her başlangıcın ve her bitişin görünmeyen bir manası vardır.
Kim bilir hangi dua, hangi gözyaşı, hangi niyet veya hangi ilahi takdir yolları kesiştirir? Kim bilir hangi ayrılık yeni bir başlangıcın kapısını açar? Kim bilir hangi kayıp aslında çok daha büyük bir kazancın habercisidir? Bizler çoğu zaman yalnızca görünen kısmı değerlendiririz. Oysa ilahi düzen, bizim göremediğimiz binlerce sebep ve sonuç zinciriyle işlemektedir.
Bu yüzden geleni sahiplenirken ölçüyü kaybetmemek gerekir. Gideni uğurlarken de isyana kapılmamak gerekir. Çünkü her şeyin bir vakti vardır. Her buluşmanın bir süresi olduğu gibi her ayrılığın da bir zamanı vardır. İnsan çoğu zaman biten şeylerin neden bittiğini sorgular. “Neden böyle oldu?” “Neden ben yaşadım?” “Neden elimden kayıp gitti?” diye sorar.
Oysa bazen cevap son derece sadedir. Süresi dolmuştur. Vadesi tamamlanmıştır. Görevi bitmiştir. Hayatımızdaki bazı insanlar kalıcı olmak için değil, bize bir hakikati öğretmek için gelirler. Bazı yollar sonsuza kadar sürmek için değil, belirli bir menzile kadar birlikte yürünmek için vardır. Bunu idrak edebilmek ise insanın kader karşısındaki olgunluğunu gösterir.
Düşünelim. Bir trafik kazası yaşandığında insanlar sebepleri sıralamaya başlar. Şöyle olsaydı olmazdı. Bu saatte çıkmasaydı olmazdı. Şuradan geçmeseydi olmazdı. Bunların hepsi sebeptir. Fakat kader gerçekleşeceği zaman, gerçekleşeceği vesileyi mutlaka bulur. İnsan sebeplere takılıp kaldığında hikmeti kaçırır. Hikmeti görebildiğinde ise yaşananların ardındaki derin manayı fark etmeye başlar.
Aynı durum ilişkiler için de geçerlidir. Çoğu insan yaşanan bir ayrılığın ardından yalnızca kaybına odaklanır. Oysa bazen bir ayrılık bir insanı olgunlaştırır. Bazen yalnızlık insanı kendisiyle tanıştırır. Bazen kırılan bir kalp insanın Rabbine daha yakın olmasına vesile olur. Bazen kapanan bir kapı, daha hayırlı kapıların açılması için kapanmıştır.
Fakat insan bunu yaşadığı an göremez. Can yanarken hikmeti görmek zordur. Gözyaşı akarken sabrı anlamak zordur. Kalp kırılmışken hayrın izlerini seçebilmek kolay değildir. Bu nedenle zaman en büyük öğretmenlerden biridir. Aradan geçen zaman, insanın yaşadığı olaylara başka bir pencereden bakmasını sağlar. Dün felaket gibi görünen birçok hadisenin bugün nasıl büyük bir hikmete dönüştüğünü fark eder.
İşte o zaman insan şunu anlar: Şer gibi görünen birçok şeyin içinde gizlenmiş hayırlar vardır. Kayıp gibi görünen birçok olay aslında yeni kazanımların başlangıcıdır. Bitiş gibi görünen birçok şey aslında yeni başlangıçların habercisidir. Bu yüzden başımıza gelen her olayda suçlu aramaktan önce hikmeti aramayı öğrenmeliyiz.
“Bu neden benim başıma geldi?” sorusundan önce, “Bu yaşananlar bana ne öğretiyor?” sorusunu sormalıyız. “Kimin yüzünden böyle oldu?” demekten önce, “Bu süreç beni nasıl değiştirdi?” diye düşünmeliyiz. Çünkü insanı büyüten şey yaşadığı olaylar değildir. Yaşadığı olaylara verdiği anlamdır.
Bugün durup kendimize şu soruları soralım. Kaç insanın mutluluğuna vesile olduk? Kaç insanın gözyaşını silebildik? Kaç insanın yükünü hafifletebildik? Kaç kişinin hayatına samimi bir söz, içten bir dua veya küçük bir iyilik bırakabildik? Kaç insan bizim sayemizde yeniden umutlandı? Kaç kişi bir gün dönüp “Sen benim hayatımda güzel bir vesile oldun” diyebilecek?
Ve daha da önemlisi; yardım etmek istediğimiz halde yardım edemediğimiz kaç insan kaldı? El uzatmak istediğimiz halde ulaşamadığımız kaç gönül kaldı? Belki de insanın en büyük muhasebesi burada başlar. Çünkü dünya üzerinde bırakabileceğimiz en kıymetli miras; sahip olduklarımız değil, vesile olduğumuz iyiliklerdir.
Bu nedenle hayatın içinde yürürken her karşılaşmayı bir emanet, her insanı bir hikmet, her olayı bir ders olarak görmeye çalışalım. Kimsenin kalbini küçümsemeyelim. Kimsenin derdini hafife almayalım. Kapımıza gelen hiçbir insanı boş çevirmeyelim. Çünkü bazen bir insanın hayatında dönüm noktası olacak söz, bizim sıradan gördüğümüz bir cümlenin içinde saklı olabilir.
Bazen küçücük bir iyilik, yıllarca sürecek bir duanın kapısını açabilir. Bazen de bir insanın kaderinde yazılı olan güzelliğe ulaşmasının vesilesi biz olabiliriz.
Rabbim bizleri iyiliğe vesile olanlardan eylesin. Mazlumun yanında durabilenlerden eylesin. Hakikatin bedelini ödemeyi göze alabilenlerden eylesin. Gönüllere umut, yaralara merhem, karanlıklara ışık olabilenlerden eylesin. Ve ömrünü insanlık adına güzel izler bırakarak tüketen, kendi rahatından vazgeçip başkalarının huzuruna katkı sunan, hakikat uğruna fedakârlık yapmaktan çekinmeyen bütün güzel yüreklere selam olsun.
Şimdi bir an duralım. Sessizliğin içinde kendi kalbimizin sesini dinleyelim. Ve kendimize şu soruyu soralım:
Bu dünyadan göçüp giderken ardımızda kaç güzel vesile bırakmış olacağız?

















