Bugüne kadar mitolojiyle de mitolojik karakterlerle de pek ilgim olmamıştı. Ben ve mitolojik karakterler… Bugüne kadar hiç aklıma gelmeyen bir konuydu bu. Ama denemeliydim. Her gün bir mitolojik karakteri tanımak için çaba sarf etmeye ve bu karakterlerle günümüzü nasıl birleştirebileceğimi düşünmeye başladım. Asırlar öncesinde çıkıp gelen her bir karakteri tanıdıkça da ne kadar ilginç olduklarını fark ettim. Bugünkü karakterimiz, “Pandora’nın Kutusu” olsun. Bakalım bizlere neler anlatacak?
Pandora kimmiş diye biraz araştırma yapınca, Pandora, Yunan mitolojisinde tanrıların yarattığı ilk kadınmış ve Zeus, onu tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren Prometheus’u cezalandırmak için yaratmış. Eline de bir kutu vermiş ve bu kutuyu hiç açmamasını istemiş. Peki Pandora ne yapmış? Merakına yenilmiş, kutuyu açmış ve o anda insanlığın başına gelmeyen kötülük kalmamış. Pandora kutuyu kapatınca da kutuda bir tek umut kalmış.
Ah Pandora, nelere de sebep olmuşsun sen böyle… Aslında mitlerde olaylar değişiyor ama insanlık asla değişmiyor sanırım. Belki de mitleri bu kadar çekici yapan da bu.
Bu bakış açısıyla yapay zekânın kutusuna bakarsak;
Yapay zekâ, sizce açılmaması gereken bir kutu muydu? Neden derseniz, sanırım çok yakın bir zamanda hepimizi işsiz bırakacak. Bir gün, “Yapay zekâ insanlığı yok etti.” denir mi dersiniz? O zaman kutunun dibindeki umut nerede? Kutu açılınca gerçekten tüm kötülükler dışarı mı çıktı? Yoksa yapay zekâ insanlığın zaten içinde bulunan açgözlülüğü, kibri, sevgiyi, merhameti ve korkuyu görünür hâle mi getirdi? Yani yapay zekâ insanın içindeki tüm kötü yanları ayna gibi bize mi yansıttı?
İkinci kutumuz sosyal medya olsun;
Sosyal medya kutusunu açmakla kötü yanları biz ortalığa saçmadık mı? Kutu açılır açılmaz, önceleri hepimiz çok mutluyduk, vardık, sesimizi duyuruyorduk, kim olduğumuzu anlatıyorduk, yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, özel hayatımız derken, bir de baktık ki nefret, linç kültürü, bağımlılık, kıyaslama ve bilgi kirliliği de yayılmaya başlamış. O anda anladık ki dijital dünyaya attığımız izleri silmek, Pandora’nın kutusunu yeniden kapatmaya çalışmak kadar imkânsızdı.
Sıra geldi üçüncü kutumuza. Bu da genler üzerine yapılan araştırmalar olsun;
Önceleri iyi niyetle yola çıkmış ve genetik müdahalelerle doğuştan gelen hastalıkları iyi etmek üzere başlamayı planlamış olabiliriz ama bu müdahaleler sonrasında olacakları tam olarak bildiğimizi söyleyebilir miyiz? Bebeklerde ve hastalıklarda beklenmedik etkilerin ortaya çıkması durumunda kutuyu kapatmak mümkün olabilecek mi?
Belki de Pandora’nın kutusu, insanın durduramadığı merakıdır ve insanları diğer canlılardan ayıran tam da budur.
Ben, yine de Pandora’nın kutusunu insanlık tarihini değiştiren büyük keşifler olarak düşünmek istiyorum. İçlerinde iyileri de var, kötüleri de… Pek çok konuda “yapabiliyor” olmanın gururunu yaşıyoruz yaşamasına da, artık durmalı mıyız? Dursak da o keşifleri geri alma olanağımız var mı? Onlar, çoktan insanlık tarihinin sayfalarında iyiler ve kötüler olarak yerlerini almadılar mı?
Yani; Pandora’nın kutusu bir kez değil, defalarca açıldı ve insanlık devam ettikçe de açılmaya devam edecek. O hâlde hangisi Pandora’nın kutusu?
















