Filistin, Gazze ve Kudüs meselesi, onlarca yıldır coğrafyamızın en derin, en dinmeyen sızısıdır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece dışarıdan gelen işgal ve baskılarla sınırlı değildir; meseleyi içeriden kemiren, etkisizleştiren ve bir çıkmaza mahkûm eden ciddi bir yozlaşma krizidir.
Aylardır, hatta yıllardır yapılan kurumsal, örgütlü, programlı ve disiplinli bir mücadele hattı kurma çağrıları ne yazık ki yankısız kalmaktadır. Kudüs davası; popülizmin, sosyal medya etkileşim avcılığının, PR çalışmalarının ve vicdan rahatlatma seanslarının nesnesi haline getirilmiştir. Hakikat, bu gürültülü ama kof kalabalıkların gölgesinde kalmakta; kitlelerin heyecanı, stratejisizliğin ve kısırdöngünün içinde buharlaşmaktadır. Oysa stratejisiz heyecan, hedefine ulaşamayan bir patlamadan ibarettir.
Yeryüzündeki tüm başarılı toplumsal ve siyasal dönüşümler göstermiştir ki, kurumsal bir altyapıdan ve sürdürülebilir bir programdan yoksun hiçbir hareket kalıcı netice üretemez. Duygusal patlamalarla başlayan kitlesel dalgalanmalar, kurumsallaşma aşamasına geçemezse sönmeye mahkûmdur.
Günümüzde Filistin mücadelesi tam olarak bu basamakta tıkanmıştır. Mesele, anlık tepkilerin, meydan çığlıklarının ve dönemsel boykotların ötesine geçememektedir.
Bu durum, toplumsal potansiyelin heba edilmesidir; bir vizyonun ve tarihî bir sorumluluğun üstüne kül dökmektir. Kudüs meselesi üzerinden görünürlük kazanan ancak iş somut ve disiplinli bir yapı kurmaya geldiğinde arazi olan her anlayış, bu vebalin bir parçasıdır.
“Kudüs Bilinci” ile Topyekûn Eğitim Seferberliği
Bu kısırdöngüden çıkışın tek bir yoludur.
Meseleyi gündelik siyasetin ve bireysel ikballerin malzemesi olmaktan çıkarıp, Sistemleşmiş bir “Kudüs Bilinci” eğitim seferberliğine dönüştürmektir.
Bu dava artık bizden beslenmeli, biz bu davadan beslenmeyi bırakmalıyız. “Meseleden nemalanma” devri kapanmalı, meseleye “ömür ve emek verme” dönemi başlamalıdır. Herkesin ve her kurumun yapabileceği somut işler vardır:
Eğitim ve Okullar: Filistin ve Kudüs, müfredatın ve akademik araştırmaların nesnesi haline getirilmeli; tarihsel, hukuki ve sosyolojik boyutuyla metodolojik olarak öğretilmelidir.
Medya ve Yayıncılık: Slogan içerikler yerine, uluslararası hukuku ve insan hakları ihlallerini belgeleyen, nitelikli, kaynaklı ve çok dilli dijital içerikler ile belgeseller üretilmelidir.
Sanat, Sinema ve Tiyatro: Mesele, evrensel insanlık dramını ve direnişin estetiğini işleyen nitelikli sanat eserleriyle dünya gündemine taşınmalıdır.
Meydanlar, Stadyumlar ve Sivil Toplum: Kitlelerin enerjisi, anlık protestolardan disiplinli ve sürekli hak arama mekanizmalarına dönüştürülmelidir.
Hakikati temsil etmek, popüler olanı söylemek değil, gerçeği savunma cesaretini göstermektir. Kudüs davasının hakikati, ajitasyona değil, akla; slogana değil, stratejiye; anlık tepkiye değil, kurumsal devamlılığa muhtaçtır.
Elinizi taşın altına koyun. Birbirimizin elinden tutarak, bu büyük potansiyeli nitelikli bir bilince ve eyleme dönüştürelim.
Zira tarih, ne kadar bağırdığımızı değil, ortaya iş, eser, cesaret, etki, sonuç olarak ne koyduğumuzu yazacaktır.
















