Bazen insanın içinde bir şey kırılır ve o kırık, zamanla sessizliğe değil, keskin bir farkındalığa dönüşür. Benim için öfke tam olarak böyle bir yerden doğuyor. Öyle kontrolsüz, yıkıcı bir patlama değil; aksine, sınırların ihlal edildiğini fark eden zihnin verdiği en net tepkilerden biri. Çünkü biliyorum ki bazı şeyler affedilmek zorunda değil. Her kırgınlık iyileşmek zorunda değil. Ve her insan, yaptığıyla yüzleşmeden “hak ettiği” bir bağışlanmaya sahip değil.
Affetmenin kutsallaştırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli “bırak gitsin”, “içinde tutma”, “affet ki özgürleş” deniyor. Oysa bu söylemin altında çoğu zaman bireyin yaşadığı haksızlığın küçümsenmesi yatıyor. Affetme, her durumda sağlıklı bir baş etme mekanizması değildir; özellikle tekrarlayan zarar verici davranışlar söz konusuysa, affetmek sınır ihlalini normalize edebilir. Bu da failin davranışını pekiştirir.
Ben haksızlığa gelemiyorum. Bu bir karakter özelliği mi, yoksa zamanla gelişmiş bir savunma mekanizması mı, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Adaletsizlik karşısında sessiz kalmak, o adaletsizliğin bir parçası hâline gelmek demek. İnsan sustukça, kötülük daha çok cesaret buluyor. Sosyal psikolojide “seyirci etkisi” olarak bilinen bir kavram vardır; insanlar bir haksızlığa tanık olduklarında, başkalarının da orada olması nedeniyle sorumluluğu üzerlerinden atarlar. Sonuç? Kimse müdahale etmez. Ve kötülük, tam da bu boşlukta büyür.
Affetmemek bazen bir yük değil, bir duruştur. Çünkü affetmek her zaman erdem değildir; bazen sadece erken vazgeçmektir. İnsanların hatalarını kabul etmeden, sorumluluk almadan, telafi etmeden affedilmesi; adalet duygusunu zedeler. Ve adalet duygusu zedelendiğinde, bireyin içsel dengesi de sarsılır. Bu yüzden bazı kapılar kapalı kalmalı. Bazı insanlar, hayatın dışında bırakılmalı.
Öfke, doğru yönlendirildiğinde yıkıcı değil, koruyucudur. Sınır çizer. “Buraya kadar” der. Ve o çizgi, insanın kendine duyduğu saygının en görünür hâlidir. Ben öfkemi inkâr etmiyorum. Onu büyütmüyorum da. Sadece dinliyorum. Çünkü o bana bir şey söylüyor: “Bu sana yapılmamalıydı.”
Ve belki de en önemlisi şu: Kötülüğe sessiz kalmak, onu yok etmez. Aksine, görünmez kılar. Görünmeyen şeyler ise en rahat büyüyenlerdir. Bu yüzden susmam. Bu yüzden affetmem. Çünkü bazen en büyük iyilik, kötülüğe karşı net bir şekilde durabilmektir.


















