Yaşadığımız evrenin büyüklüğü karşısında dünyanın ne kadar küçük olduğunu biliriz. Ama dünya, insanın yaşadığı yere, zamana ve ruh hâline göre bazen daralır, bazen sonsuzmuş gibi genişler. Kimi zaman bir odanın içine sığar, kimi zaman da ufukların ötesine taşar. Demek ki dünyanın büyüklüğü haritalarla değil, insanın iç dünyasıyla ölçülür.
Belki de hayatın akışı ve bakış açımız belirler dünyanın nasıl bir yer olduğunu. Çünkü dünya, olduğu gibi değil; çoğu zaman bizim onu gördüğümüz, yorumladığımız ve anlamlandırdığımız şekliyle vardır. Sevinçli bir günümüzde dünya cennet gibi görünürken, kederli bir anımızda aynı yer dar gelir bize.
Dünyayı bize nasıl anlattılarsa öyle öğrendik. Yuvarlak dediler, kabul ettik; başka türlü söyleseler belki ona da inanırdık. Çünkü insan, çoğu zaman kendisine öğretileni gerçek sanır. Yalnızca dünyanın şekli değil, içindeki insanlar, toplumlar, doğrular ve yanlışlar da çoğu kez bize anlatıldığı kadardır.
Bu yüzden herkes dünyaya kendi penceresinden bakar. Kimine göre dünya adalet yeridir, kimine göre büyük bir mücadele alanı. Kimi onu fırsatlarla dolu görür, kimi eksiklerle. Aynı sokakta yürüyen iki insanın bile gördüğü dünya birbirinden farklı olabilir.
Bazen bir oda, bir masa ve birkaç kitap bütün dünyamız olur. Huzur oradadır çünkü. Bazen de insan bütün kıtaları dolaşsa yine eksik hisseder kendini. Demek ki yetmek, sahip olmakla değil; gönlün doymasıyla ilgilidir.
Dünyanın da bir sonu vardır, insan ömrünün olduğu gibi. Fakat bunu çoğu zaman unuturuz. Kalıcıymışız gibi yaşar, sonsuza dek burada kalacakmışız gibi hırslanırız. Oysa dünya bize ait değil; biz yalnızca bir süreliğine onun misafiriyiz.
Bir avuç toprak için verilen mücadeleler, kırılan kalpler, tükenen ömürler düşündürür insanı. Belki de asıl mesele dünyadan ne aldığımız değil, dünyaya ne bıraktığımızdır. Ardımızda bir iyilik, güzel bir söz, temiz bir iz bırakabiliyorsak yaşam anlam kazanır.
Bazen dünyayı görmezden geliriz; ne gözümüzde vardır ne gönlümüzde. Bazen de ona gereğinden fazla değer verir, geçici olanı kalıcı sanırız. Oysa dünya ne tamamen kıymetsizdir ne de her şeydir. Onun değeri, bizim ona yüklediğimiz anlam kadardır.
Nerede durduğunuza, nasıl baktığınıza ve ne aradığınıza bağlı olarak değişir her şey. İşte bu yüzden dünyanın tek bir hâli yoktur. Sevinçte başka, hüzünde başka; yoklukta başka, bollukta başka görünür insana. Kısacası dünyanın binbir hâli vardır; her biri insanın yüreğinde yeniden şekillenir.


















