Cepheye gidenin gelmeyeceğini düşünürdük çok eskiden. Beklemeyin, derdi geride anasını, bacısını, zevcesini bırakıp giden. Her er evlat sahibi ailenin derdiydi; gidince gelmeyeceğini düşünerek beklemek… Şimdi devir değişse de, yıllar değişip çağ atlanmış olsa da, evlatlarımızın eve dönüşlerini endişeyle beklemeye halen devam etmekteyiz. Teknoloji gelişmiş olsa da, her an haber alma olanağımız olsa da, başına bir iş gelecek korkusunu hâlâ yaşatıyorlar bizlere. Okula gönderdiğimiz yavrularımızın dönüşünden şüphedeyiz artık. Elim olaylar sıra sıra dizilerken, sıcak yuvamızda, sehpanın üzerinde çekirdek yanında çay ile, televizyon karşısında huzurlu bir şekilde sevdiğimiz programı izleyemeyecek kadar duygularımızı telef ettiler. Çocuklar çocuk öldürüyor… Daha beter bir dönem olmuştur geçmiş devirlerde elbette ama şimdi her elim hadise, gözümüzün önünde işleniyormuşçasına servis ediliyor ve bizi derinden sarsıyor. Çözüm aranıyor ama bu işin çözümü güvenlik önlemlerini artırmaktan öteye gitmiyor. Hâlbuki insanın vicdanını onarmayı bir şekilde öğrenmemiz ve bir an önce gelecek nesillere bunu hakkıyla aktarmamız gerekiyor. Eğer bir insan cezalandırılmaktan korktuğu için bir başkasına zarar vermiyorsa, bu onun vicdanlı olduğu anlamına gelmez. Bu ceza ortadan kalktığında bu suçu, belki de seve isteye, işleyecektir. Artık çocukluk yaşına kadar inmiş olan bu acımasızlık duygusunun kan damarlarını bulup bir an önce koparmak gerekiyor. Masumiyetin tanımını yaparken kullandığımız çocukluk çağı artık hiç de masum değil. Çocuklarımız elimizden çekilip alınırken, biz üç gün kendimize gelemeyip, sonrasında tamamıyla silip attığımız vicdani rahatsızlığın yakasını rahat bırakırsak, sonumuz bir zamanlar şehit vermeye alışan vicdanlarımız gibi duyarsızlaşacak ve bir süre sonra vicdan her yaştan bünyede hür olacak ve uçup gidecektir. Sahip çıkmamız gereken şeyler sadece kültürel varlıklarımız değil artık…
Çocuklarımızın zihinlerine girip onları profesyonel bir zanlı hâline getiren bozuk duyguların sebebini sadece mafyatik dizilere, şiddet içerikli kitap ve filmlere ya da oyunlara bağlamak doğru gelmiyor. Birçok insan, ki bunlara ben de dâhilim, bu tarz filmleri çocukluktan itibaren izledik, kitapları okuduk, birçok kez canlı da şahit olduk ama hiçbir zaman biz kendimizi bu tarz şiddetlerin baş rolünde düşünmedik. Bu işin çözümü daha duygusal, daha insaniyetli bir nesil yetiştirmekten geçiyor. Ağlamaktan, anlatmaktan korkmayan, kitap okumaktan nefret etmeyen, hobi edinen, sohbet etmeyi, oyun oynamayı seven bir nesil eninde sonunda sevilen bir nesil olacak; sevilmenin verdiği mutluluk duygusunun çevrelemesi sebebiyle yaşamaktan keyif alacak, bunları kaybetme korkusuyla yaşayacak ve böylesi bir duyguyu korumak için çaba harcayacaktır. Temeline inmeden yapılacak olan tüm çözümler, geçici ve tatminsiz bir çözüm olacaktır.
Daha insan, daha vicdanlı, daha adil bir toplum olabilmemiz dileğiyle hoş kalın…


















