Sonunda uzun süreli gelgitleri olan bir kış mevsimini geride bıraktık. Güneş hem evlerimizi hem de içimizi ısıtmaya başladı. Çiçekler açtı, toprak canlandı.
Peki ya biz? Sahiden içimizdeki kışı bitirip baharı getirebildik mi? Biz hangi ayda, hangi mevsimde kaldık?
Herkesin zamanlaması farklıdır. Her çiçek açmak için kendi vaktini bekler. Ama benim sözüm onlara değil.
Benim sözüm, toprağına hiç nefes aldırmayanlara…
Çiçek açmasına izin vermeyenlere…
Gerekli bakım ve onarım yapılmadığında, sevgi görmediğinde her çiçeğin solmaya mahkûm olmasına göz yumanlara…
Evet, bu resmen bir katliamdır. Ve daha da acısı, bunu çoğu zaman bize yapan başkaları değil, yine bizleriz. İnsan bazen kendi umudunun, kendi ışığının ve kendi baharının katili olabiliyor.
Demek istediğim şu: Senin içine bahar gelmediği sürece mevsimlerin yapabileceği hiçbir şey yok. On iki ay, dört mevsim döner durur hayat. Bu, hayatın değişmeyen kuralıdır. Ama insanın içindeki mevsim, onun kendisine bıraktığı bir seçimdir. Kış senin içinde uzayabilir, bahar ise yine senin elinde başlayabilir.
Ve en önemlisi… Dışarıda güneş kavururken insanın içinde lapa lapa karlar yağabilir umutlarına. Ya da tam tersi, dışarının soğuğu sokakta insan barındırmazken, senin ruhunun sıcaklığı o kışı bitirebilir.
İşte tüm mesele, içindeki baharı yakalayabilmektir.
Belki bazı trenler kaçmıştır… Ama hayat bitmeyen bir istasyondur. Ve her yeni gün, aynı raylardan geçen yeni bir fırsattır. Yeter ki o trene binmek için kendimize izin verelim.
Hayat yolculuğunda daima güzel trenlerde karşılaşmak niyetiyle.
Keyifli okumalar dilerim.

















