Hayat, bize verilenlerden çok seçtiklerimizin toplamıdır. Her düşünce, her duygu ve her davranış, yarınımıza sessizce atılmış bir imzadır. Bu yüzden yaşamın yönünü belirleyen şey çoğu zaman kader değil, o kaderin içinde verdiğimiz bilinçli kararlardır.
Pozitif psikoloji, insanın eksiklerine değil, güçlü yönlerine odaklanmasını önerir. Çünkü zihin, dikkatini verdiği şeyi büyütme eğilimindedir. Sürekli kayıplarını sayan biri zamanla umudunu kaybeder; sahip olduklarını fark eden biri ise aynı hayatın içinde yeni fırsatlar görmeye başlar. Bu, yaşananları inkâr etmek değildir. Yaşananların içinde anlamı bulabilme becerisidir.
Fakat umut tek başına yeterli değildir. İşte tam bu noktada mindfulness devreye girer. Çünkü fark etmediğimiz bir hayatı değiştiremeyiz. Mindfulness, zihnimizi sürekli geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin kaygıları arasında savrulmaktan çıkarıp bulunduğumuz ana davet eder. O anın sesini, nefesini, duygusunu ve gerçekliğini fark etmeyi öğretir. Çünkü değişim, gelecekte değil, yalnızca şu an vereceğimiz seçimlerde başlar.
Düşünün…
Elinizde bir büyüteç var. Onu kurumuş yaprakların üzerine tuttuğunuzda sadece solgunluğu görürsünüz. Aynı büyüteci çiçek açmaya hazırlanan bir tomurcuğa çevirdiğinizde ise büyümeyi izlersiniz.
Hayat değişmedi.
Sadece odağınız değişti.
Pozitif psikoloji odağınızı güçlendiren yönlere çevirir. Mindfulness ise baktığınız şeyi gerçekten görebilmenizi sağlar. Birlikte çalıştıklarında ise insan, hayatı otomatik pilotta yaşamayı bırakır. Sabah içtiği çayın sıcaklığını hisseder. Sevdiği insanın gülümsemesini gerçekten görür. Başardığı küçük adımları küçümsemek yerine kutlamayı öğrenir. Ve en önemlisi, kendi iç sesini eleştiren bir yargıç olmaktan çıkarıp destekleyen bir yol arkadaşına dönüştürür.
İşte ışığını bulmak tam olarak budur.
Kusursuz olmak değil…
Her gün biraz daha bilinçli yaşamak, biraz daha şefkatli düşünmek ve biraz daha umutla seçim yapabilmektir.
Bir nehir düşünün.
Su, önüne çıkan kayalara öfkelenmez. Onlarla savaşmaz. Yolunu değiştirir, bazen yavaşlar, bazen hızlanır ama akmayı bırakmaz.
İnsan da böyledir.
Hayatın kayaları her zaman olacaktır.
Fakat pozitif psikoloji bize, suyun akmaya devam edecek gücünü hatırlatır. Mindfulness ise her damlanın sesini duyabilmeyi öğretir. Bu yüzden hayat, sadece başımıza gelenlerle değil; onlara nasıl baktığımız ve her yeni günde hangi yolu seçtiğimizle şekillenir.
Unutmayın…
Işığınızı aramayın.
Onu fark edin.
Çünkü ışık çoğu zaman karanlığın bittiği yerde değil, farkındalığın başladığı yerde görünür.
Bir Fenerin Hikâyesi
Yaşlı bir bilge, öğrencisini gün batımında deniz kıyısına götürdü. Ufukta eski bir deniz feneri vardı.
Bilge, “Sence bu fener ne zaman en değerlidir?” diye sordu.
Öğrenci hiç düşünmeden cevap verdi:
“Gündüz değil elbette. En çok geceleri…”
Bilge gülümsedi.
“Hayır,” dedi. “Fener her zaman aynı ışığı verir. Onu değerli yapan gecenin karanlığı değildir. Değerli yapan, yolunu arayanların o ışığı fark edebilmesidir.”
Bir süre sessizce denizi izlediler.
Sonra bilge avucuna küçük bir taş aldı ve suya bıraktı. Halka halka yayılan dalgaları göstererek konuştu:
“Hayat da böyledir. Her düşüncen, her seçimin ve her davranışın görünmeyen dalgalar oluşturur. Önce zihnine, sonra duygularına, ardından ilişkilerine ve en sonunda bütün yaşamına dokunur.”
“Pozitif psikoloji sana, ışığın hâlâ sende olduğunu hatırlatır. Mindfulness ise başını kaldırıp o ışığı görebilmen için seni ana davet eder.”
Öğrenci uzun süre hiçbir şey söylemedi.
O an fark etti ki yıllardır mutluluğu uzak kıyılarda ararken, elindeki feneri hiç yakmamıştı.
İşte hayatın en büyük paradoksu budur.
Çoğumuz ışığı bulmak için dünyayı dolaşırız.
Oysa bazen yapmamız gereken tek şey, bir an durmak… Derin bir nefes almak… İçimize bakmak ve zaten bizimle olan ışığı fark etmektir.
Çünkü hayat, bize sunulan yollardan değil; bilinçle seçtiğimiz yönlerden şekillenir.
Işığını bulmak, kendini değiştirmek değildir. Kendine yeniden rastlamaktır.
















