Nefes alınan her yer bir mücadele meydanıdır aslında.
Nefes almak bile nefes vermeye karşı bir mücadele değil midir? Bunun gibi birbiriyle senkronize, ritmi içinde gizli, uyumlu görünen çoğu şey kocaman bir mücadeleden ibarettir.
Atılan her adımda diğer adımın onu geçmesi ilerlemeci bir mücadele değil de nedir sizce?
İnsan, doğası gereği yaşamak, ilerlemek, gelişmek için hep bir gayretin içinde bulur kendini.
Hayat zor, mücadeleler zorlu, karşımıza çıkan bazı insanlar herkesten her şeyden daha zor olabilir. Peki ne yapmak, nasıl yaşamak lazım?
Zorluklar çoğu zaman zehir gibidir. Mücadelenin ilk şartı ilgili panzehri bulup hemen uygulamaktan geçer. Zaman kaybetmeden ama önce hep kendimizden başlayarak…Sır burada gizli, işe kendinden başlaması lazım insanın. Çünkü panzehir dışarıda değil içte de gizli.
Doğru panzehri bulmak için, doğru bir bakış açısı önemli. Doğru yerden bakıldığında; bilimsel, felsefi, dini ve sanatsal birçok yöntem emrimize amade… Seçim, kazananların, çözmek isteyenlerindir. Biz burada bu yazıda olaylara daha çok sanatsal çerçeveden bakmayı tercih etmiş olacağız.
Hayat kısa her zorluğu yenmeyi deneyecek kadar vaktimiz yok!
Mücadeleizm sanatı işte tam da burada hayatımıza giriyor.
Mücadeleizm, insan hayatına derinden dokunarak, hayatta verilen tüm mücadele cephelerine, sanatın tüm alanlarını kullanarak yol gösterebilen, verilen tüm çabalara sanatsal bir anlam yükleyerek yolu kolaylaştıran, insana insanca bakabilmeyi tek amaç edinmiş olan sanatsal bir yaklaşım modelidir.
Felsefi bir görüş, fikri bir hareket ya da başka hiçbir şey değildir.
Tüm zorlukların sanatın gücünden faydalanarak çözülebileceğini savunur. Yaşamı sanatla sıvayarak yaşam sanatının gücünü ön plana çıkartma gayretinde olur.
Yeri gelir düşünmeyi reddeder, çok düşünmenin gelişimin önündeki en büyük engel olduğunu savunur, yeri gelir sessiz kalınan ve düşünmeden yapılan her şeye şiddetle karşı çıkar. Her kavrama her yerde aynı anlamlar yüklemeyi, hep aynı pencereden bakmayı ise her zaman reddeder.
Modele göre, hiçbir şey yapmamak da bazen bir mücadeledir aslında. Bir şey yapmamayı yapmaya karşı en büyük mücadele olarak görür. Tembellik çalışkanlığa, uyanabilmeyi uykuya karşı bir direniş sayar.
Kimse bunun kolay kolay farkına varmasa bile insanın en büyük mücadelesinin sadece kendine karşı olduğunu savunur.
“En büyük savaşın kendiyle olduğunun farkında olunmaması, insanlığın en büyük bir gafletidir” der. Önce kendini yenmeli insan, sonra karşısına çıkan her ne varsa onu. Müzik alanında “sazı yenmek” deyimi vardır mesela. Yani elindeki enstrümanı ustaca, kusursuzca, tüm zorlu perdelerine rağmen icra edebilme yeteneği. Enstrümana üstün gelmek ve onu ustaca yönetebilmek, her türlü ince ayrıntısına hakim olabilmeyi başarabilmek gibi. İnsan da ilk mücadelesinde önce kendini yenmeyi bilmeli.
Mücadeleizm bir felsefeden bir fikri akımdan ziyade daha çok bir sanat dalı olmayı seçer. İnsanı güçlü kılanın sanat olduğuna inanır. Yaşamayı sanat olarak görenlerin sonunda mutlaka kazanacağını bilir.
Mücadeleist yalnızlığı sever. Çünkü yalnız ölüneceğini bilir. Yalnız yaşamayı sevmez, yalnız kalmayı sadece kendiyle hesaplaşmak için sever. Yalnız düşünür…
Portekizli şair, yazar, düşünür Fernando Pessoa, “Huzursuzluğun Kitabı” adlı eserinde şöyle bir söz söyler: “Kalp eğer düşünebilseydi, atmaya son verirdi.” Düşünmek bazen ritmi bozar, olayların içgüdüsel bağlamda ilerlemesine bazen izin vermek gerek. Yani “Kırkayağa da hangi ayağını önce atıyorsun” diye sormayı tercih etmez hiçbir zaman.
Mücadelelerle dolu kısacık insan ömründe her mücadele bir gün bir şekilde son buluyor.
Haklı olunan her mücadele insana en çok yakışandır. Mücadele sadece ayakta durabilmek değil insanca ayakta durabilmek demektir aslında.
Çelme takmadan, çelmelere takılmadan…

















