İnsan aynaya her gün bakabilir ve yine de kendisini uzun süre görmeyebilir. O sabah aynanın karşısında duran kadın, yüzündeki çizgilerden önce onların ardında biriken zamanı fark etti. Saçlarının arasına karışan beyazlar, gözlerinin çevresindeki ince izler ve bakışlarına yerleşen yorgunluk ona yabancı değildi. Asıl yabancı olan, bütün bunların içinde kendisine ne zamandır bu kadar uzaktan baktığını anlamasıydı. Her gün saçını düzeltmiş, yüzündeki küçük kusurları incelemiş, dışarıya göstereceği hâlini özenle hazırlamıştı; fakat içindeki değişimi fark etmeden aynanın karşısından ayrılmıştı. Çünkü ayna görüntüyü olduğu gibi yansıtsa da insan, kendi gerçeğini ancak onunla yüzleşmeye hazır olduğunda görebilir.
İnsan kendini bir anda kaybetmez; bu, hayatın içinde fark edilmeden gerçekleşen yavaş bir eksilmedir. Söylenmeyen bir cümle, ertelenen bir istek, huzur bozulmasın diye görmezden gelinen bir kırgınlık… Kadınlar çoğu zaman bu sessiz uzaklaşmayı herkesten önce öğrenir. Onlardan anlayışlı, fedakâr, güçlü ve her koşulda toparlayıcı olmaları beklenir. Birilerinin kızı, annesi, eşi, kardeşi ya da sığınağı olurken kendi varlıklarını görevlerin arasına yerleştirirler. Herkese yetişir, yalnızca kendilerine geç kalırlar. Sonra bir gün aynada değişen yüzlerinden önce, olmak istedikleri insanla yaşadıkları hayat arasındaki mesafeyi görürler. Asıl yabancılık da burada başlar: Başkalarının seni tanımaması değil, kendi sesinin sana artık uzaktan gelmesi.
Kadınların aynayla ilişkisi uzun zamandır güzellik üzerinden kuruluyor. Onlara daha genç, daha ince, daha kusursuz görünmeleri gerektiği anlatılıyor; zamanın yüzlerinde bıraktığı izler, yaşanmışlığın doğal karşılığı değil de saklanması gereken bir kusur gibi sunuluyor. Üstelik kadın aynaya hiçbir zaman yalnızca kendi gözleriyle bakmıyor; toplumun ölçülerini, başkalarının hükümlerini ve yıllar boyunca duyduğu sözleri de bakışında taşıyor. Bu nedenle aynadaki ilk soru çoğu zaman “Nasıl görünüyorum?” oluyor. Oysa insanın kendisine yöneltebileceği daha esaslı bir soru vardır: “Bu hayatın içinde hâlâ kendim gibi hissediyor muyum?” Çünkü beğenilmek, başkalarının bakışında kısa süreli bir yer edinmektir; kendisi olabilmek ise insanın kendi hayatında yer açmasıdır.
Yaşamak, insanı olduğu yerde bırakmaz. Zaman bazı hayalleri dönüştürür, bazı bağları çözer, bazı inançları sessizce yerinden eder. Fakat geride yalnızca kayıplar bırakmaz; insana neyi istemediğini, hangi suskunluğun ağır geldiğini ve nerede kendinden vazgeçtiğini de öğretir. Yine de çekilen her acıyı kutsamak, her sabrı erdem saymak doğru değildir. Güçlü olmak her şeye katlanmak değil, insanın kendisini tüketen şeyle arasına sınır koyabilmesidir. Olgunluk ise yaralarını inkâr etmek değil, onların hayatın geri kalanını yönetmesine izin vermemektir. Kadın, yüzündeki izlere bu kez eksilmiş olmanın kanıtı gibi değil, artık kendi gerçeğini ayırt edebilen bir bilincin işaretleri olarak baktı.
Kendine dönmek, geçmişi silmek ya da hayatı bir gecede değiştirmek değildir. Çoğu zaman küçük fakat dürüst bir kabulle başlar: Yorulduğunu söylemek, istemediği yerde kalmamak, iyi gelmeyen bir yakınlığı sırf alışkanlıktan sürdürmemek ve başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaçlarından daha değerli saymamak… İnsan kendisini seçtiğinde bencilleşmez; yalnızca kendi varlığını da hayatın hesabına dâhil eder. O sabah kadın, aynadaki yüzünde kusur aramayı bıraktığında karşısında tamamlanmamış birini değil, hâlâ değişme ihtimali taşıyan bir hayat gördü. Geçmişte sustuğu için kendini yargılamadı; o günkü gücünün ancak o kadarına yettiğini kabul etti. Kendisine duyduğu şefkat, geçmişi haklı çıkarmıyor; geleceğini geçmişin hükmünden kurtarıyordu.
Aynadan ayrılırken hayatındaki bütün sorunlar çözülmemişti. Bazı sorular hâlâ cevapsız, bazı yollar hâlâ belirsizdi. Fakat bakışlarında uzun zamandır bulunmayan bir açıklık vardı. Artık karşısındaki kadına başkalarının onu nasıl gördüğünü sorarak değil, nasıl bir hayat yaşamak istediğini düşünerek bakıyordu. Belki insanın kendisiyle gerçek karşılaşması da tam burada başlar: Yüzünü değiştirmeye çalışmaktan vazgeçip, o yüzün ardındaki hayatı değiştirebileceğini anladığı yerde… Aynadaki kadın geçmişte bıraktığı kişi değildi; fakat henüz dönüşeceği kişiye de varmamıştı. İkisinin arasında, kendi hikâyesini yeniden kurabileceği bir eşikte duruyordu. Ve ilk kez aynaya, kendisini tanımak için değil, kendisini unutmamaya söz vermek için bakıyordu.

















