Tarih, yalnızca yaşanmış olayların kronolojik sıralaması değildir. Aynı zamanda milletlerin karakterini, inancını, fedakârlığını ve geleceğe bırakmak istediği mirası anlatan büyük bir hafızadır. Bu hafızanın satır aralarında kimi zaman zaferlerin coşkusu, kimi zaman kayıpların hüznü, kimi zaman da yeniden ayağa kalkmanın azmi vardır. Türk milletinin tarihine bakıldığında Malazgirt’ten İstanbul’un fethine, Çanakkale’den Millî Mücadele’ye kadar uzanan her büyük dönüm noktasında ortak bir ruh göze çarpar: Vatan sevgisi uğruna birlik olabilme iradesi.
15 Temmuz gecesi de bu tarihî hafızanın yeni bir sayfası olarak milletimizin belleğinde yerini almıştır. O gece yaşananlar, toplumun hafızasında korku ve endişe kadar cesaret, dayanışma ve ortak sorumluluk duygusunu da derinden hissettirmiştir. İnsanlar, farklı düşüncelere ve farklı hayatlara sahip olsalar da aynı gökyüzünün altında aynı bayrağın gölgesinde yaşamanın kıymetini bir kez daha idrak etmişlerdir.
Vatan sevgisi, yalnızca sözlerle ifade edilen bir duygu değildir. Gerçek vatan sevgisi; gerektiğinde fedakârlık yapabilmek, zorluklar karşısında metanet gösterebilmek ve ülkesinin huzuru için sorumluluk üstlenebilmektir. Bu sevgi, bazen sınır boyunda nöbet tutan bir askerin duasında, bazen görevini büyük bir özveriyle yapan bir öğretmenin emeğinde, bazen de ülkesi için çalışan her insanın alın terinde hayat bulur.
Çanakkale Savaşı’nın üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen o büyük destanın bıraktığı iz hâlâ milletimizin gönlünde yaşamaktadır. Dünyanın en güçlü ordularına karşı imkânsızlıklar içinde verilen mücadele, yalnızca askerî bir başarı değil; inancın, sabrın ve vatan sevgisinin insanı nasıl yüceltebildiğinin de en güzel örneklerinden biridir. Mehmet Âkif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine şiirinde dile getirdiği o yüce fedakârlık ruhu, bugün de milletimizin ortak vicdanında yaşamaya devam etmektedir.
Çanakkale’de omuz omuza savaşan insanlar arasında farklı şehirlerden, farklı kültürlerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen binlerce vatan evladı vardı. Onları bir araya getiren tek güç ise aynı toprağı vatan bilmeleri ve aynı bayrağın altında yaşamaya duydukları bağlılıktı. İşte bu birlik ruhu, tarih boyunca milletimizi ayakta tutan en büyük kuvvet olmuştur.
Millî Mücadele yılları da aynı ruhun yeniden dirildiği bir dönemdir. İşgal altındaki Anadolu’da umutsuzluğun hâkim olduğu günlerde millet, bağımsızlığından vazgeçmeyerek ortak bir hedef etrafında kenetlenmiştir. Yokluklar içerisinde verilen bu mücadele, yalnızca silahla değil; inançla, sabırla ve millet olma bilinciyle kazanılmıştır. Bugün özgürce nefes alabiliyor, ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırabiliyorsak bunda o neslin fedakârlığının büyük payı vardır.
15 Temmuz’u anlamaya çalışırken bu tarihî birikimi göz ardı etmek mümkün değildir. Çünkü milletlerin direnci, yalnızca yaşadığı anın şartlarından değil, geçmişten devraldığı ortak hafızadan da beslenir. Çanakkale’de gösterilen azim, Millî Mücadele’de ortaya konulan bağımsızlık iradesi ve daha sonraki dönemlerde milletçe sergilenen dayanışma örnekleri, aynı tarihî yürüyüşün farklı durakları olarak değerlendirilebilir.
Aziz milletimizin en büyük gücü, farklılıklarını zenginlik olarak görebilmesi ve zor zamanlarda ortak değerlerde buluşabilmesidir. Bayrak, ezan, vatan ve bağımsızlık gibi değerler; yalnızca belirli bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak emanetidir. Bu emaneti gelecek nesillere taşımanın yolu ise ayrışmaktan değil, birbirimizi anlamaya çalışmaktan ve ortak değerlerimizi yaşatmaktan geçmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154) buyrularak şehitlik makamının yüceliğine dikkat çekilmektedir. Bu ilahî müjde, vatan uğruna can veren bütün kahramanlarımızın aziz hatırasını gönüllerimizde canlı tutmamız gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Şehitlerimize duyulan minnet, yalnızca belirli günlerde yapılan anmalarla sınırlı kalmamalı; onların emanet ettiği değerlere sahip çıkarak günlük hayatımıza da yansımalıdır.
Bugün bizlere düşen görev; çocuklarımıza yalnızca tarihî olayları ezberletmek değil, bu olayların taşıdığı değerleri de öğretmektir. Sevgi, kardeşlik, adalet, merhamet, sorumluluk ve vatan sevgisi gibi kavramlar, güçlü toplumların temel taşlarıdır. Geleceğimizi inşa edecek nesiller, ancak bu değerlerle yetiştiklerinde geçmişin fedakârlıklarını layıkıyla anlayabilirler.
Tarih boyunca nice badireler atlatan aziz milletimiz, her defasında birlik olduğunda en büyük engelleri aşmayı başarmıştır. Dün Çanakkale’de, ardından Millî Mücadele’de ve farklı dönemlerde gösterilen dayanışma bunun en açık göstergesidir. Bugün de aynı bilinçle hareket etmek; farklılıklarımızı ayrılık sebebi değil, ortak zenginliğimiz olarak görmek, ülkemizin huzuru ve geleceği adına büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak 15 Temmuz’u yalnızca geçmişte yaşanmış bir hadise olarak değil; birlik, dayanışma, demokrasiye bağlılık ve vatan sevgisi üzerine düşünmemize vesile olan önemli bir tarih olarak değerlendirmek gerekir. Geçmişten aldığımız güçle geleceğe yürürken, Çanakkale’nin fedakârlığını, Millî Mücadele’nin bağımsızlık azmini ve milletimizin ortak değerlerini daima canlı tutmak en büyük sorumluluğumuzdur.
Rabbimizden niyazımız; ülkemize bir daha böylesi acılar yaşatmaması, milletimizin birlik ve beraberliğini daim kılması, şehitlerimize rahmet, gazilerimize sağlık ve huzur ihsan etmesidir. Çünkü bu toprakları vatan yapan, üzerinde yaşayan insanların ortak inancı, ortak emeği ve gerektiğinde ortaya koyduğu fedakârlıktır. Tarih değişebilir, nesiller değişebilir; ancak vatan sevgisi, birlik ruhu ve millet olma şuuru yaşadığı sürece bu topraklarda umut daima var olacaktır.

















