Mesleğim boyunca yüzlerce insanla çalıştım. Her hastanın ayrı bir hikâyesi, ayrı bir mücadelesi vardı. Ama bazı insanlar vardır ki yalnızca hastanız olarak kalmaz, hayatınıza da dokunur.
Bu yazı, onlardan biri olan 51 yaşındaki Cem Bey’in hikâyesidir.
Bu makaleyi yazmadan önce kendisiyle konuştum. İsmini değiştirmeyi düşündüğümü söyledim. Gülümsedi ve, “Hayır, ismimi yazabilirsiniz.” dedi. Eşi Burcu Hanım da aynı şekilde onay verdi. Bu nedenle bu satırlarda gerçek ismini kullanıyorum.
Yaklaşık altı ay önce geçirdiği beyin inmesi, Cem Bey’in hayatını tamamen değiştirmişti. Sağ tarafında ciddi hareket kaybı gelişmiş, konuşmasını ise neredeyse tamamen kaybetmişti. İlk altı ay boyunca fizyoterapi, nörolojik tedavi ve konuşma terapisi almıştı. Daha sonra yollarımız İzmir’de kesişti.
İlk değerlendirmemde konuşmak istiyor ama anlamlı kelime üretemiyordu. Anlamsız hece toplusu çıkarıyordu. Sağ elini kullanamadığı için sol eliyle zorlanarak yazıyor, kendini yazıyla ifade etmeye çalışıyordu. Sağ yüz kaslarında ve dilinin sağ tarafında belirgin etkilenme vardı. Dudak ve dil hareketleri oldukça kısıtlıydı.
Terapiye yoğun logopedik masaj, oral motor çalışmalar, diyafram egzersizleri ve görsel destekli çalışmalarla başladık. İlk görüşmemizde kendisine, “Bu yol kolay olmayacak. Yorulacağız. Bazen bana kızacaksınız. Ama iyileşmenin yolu buradan geçiyor.” dedim. Bana yalnızca, “Ben her şeye hazırım.” diye cevap verdi.
Zamanla Cem Bey ile Burcu Hanım arasındaki sevgiyi yakından tanıdım. Anlatamadığı her cümlede eşine dönüyor, bazen Burcu Hanım onu anlıyor, bazen de o da anlayamıyordu. O zaman Cem Bey sol eliyle birkaç harf yazarak anlatmaya çalışıyordu.
Bir gün kendisine, “İsterseniz küfür de edebilirsiniz.” dedim. Çünki bazen böyle durumda hastaların aylarca biriktiklerini ya bağırmakla ya küfür etmekle atmaları normaldir. Gülümsedi. “Ben küfür edemem.” dedi. Burcu Hanım da, “Benimle evde tek başınayken küfür edebilirsin.” diye gülümsedi. Bir süre sonra Cem Bey eşine dönerek, “Ben senin yanında küfür bile edemem. Sana ‘Seni seviyorum’ demekten başka hiçbir şey söyleyemem.” dedi.
O an terapi odasında yalnızca konuşma çalışmıyorduk. Sevginin insanı hayata nasıl bağladığını görüyorduk.
İlk öğrendiğimiz kelimeler kendi adı, Burcu Hanım’ın adı, oğlunun ve kızının isimleri oldu. Daha sonra kardeşi Demet terapiye geldi ve onun adını çalıştık. Kars tatilinden dönen diğer kardeşi Cemile de terapiye katıldı; onun adıyla da cümleler kurduk. Yaklaşık dört beş haftanın sonunda artık anlamlı kelimeler üretmeye başlamıştık.
Bir gün Müzeyyen Senar’ın “Benzemez Kimse Sana” şarkısını söyledik. Şarkı sırasında kelimeler çok daha rahat çıkıyordu. Çünki hazır kalıplar (otomatik konuşma) ile isteyerek oluşturulan konuşma (propozisyonel konuşma), beyinde aynı sistem tarafından yönetilmez.
O sırada kız kardeşi Demet’in sessizce ağladığını gördüm. Bizim de gözlerimiz doldu.
Henüz yolun başındayız. Önümüzde daha aylar var. Ama Cem Bey’in azmi, kabullenişi ve ailesinin sevgisi bize umut veriyor. Ben her zaman şuna inanırım: Sevgi bir ilaçtır!!!
Belki de Cem Bey’i ilk andan itibaren kendime bu kadar yakın hissetmemin nedeni, bana yıllar önce kaybettiğim babamı hatırlatmasıydı. Bakışları, gülüşü ve bana bakışı çok tanıdıktı.
Geçtiğimiz günlerde kısa bir konuşmasını videoya çekip Cem Bey’in annesine göndermek istedi Burcu Hanım. “Elbette.” dedim. Çünkü bazen birkaç anlaşılır kelime, bir annenin aylarca beklediği en güzel haberdir.
Hastalık hayatın bir gerçeğidir. Ama doğru değerlendirme, doğru terapi ve doğru zamanda doğru uzmanla karşılaşmak, iyileşme yolculuğunun en güçlü adımıdır.
Biz dil ve konuşma terapistleri yalnızca konuşmayı geri kazandırmaya çalışmıyoruz. Bazen bir eşin yeniden “Seni seviyorum.” cümlesini duymasına, bir annenin evladının sesini yeniden işitmesine ve bir kardeşin gözyaşının mutluluktan akmasına tanıklık ediyoruz.
İşte bu yüzden mesleğimi çok seviyorum…

















