Anne babasının titizliği, kuralcı, disiplinli, mükemmeliyetçi olması Aslı’nın çalışma delisi olmasına sebep olmuştu. Zamansız çalışıyor, işinin yarısı olmaya yaklaşınca yeni işin planını tamamlıyordu. Takdir veya onaylanma gibi beklentileri yoktu. Sadece yeterince iyi olup kendini memnun etmeye çalışıyordu. Ne var ki dünya düzeninde çok çalışmak, dürüst çalışmak, severek ve keyif alarak iş yapmak ürkütücü bulunuyordu diğer insanlar tarafından. Yanlış bir iş olduğunda onun yanında kusur ortaya dökülüyor, azarlanıyor, gönlü kırılıp incitiliyordu. Kolay olan oydu; zaten çalışan, canını dişine takıp çabalayan bir yere gitmez, anlardı yönetimdekileri. Televizyonu parazit yapınca yumruklayanlar gibi. Çalışmayanı bulup sorunu halletmek yerine çalışanı hırpalamak çok daha kolaydı.
İnsan çok karmaşık bir muamma. İyiliğe meyledip gayret ettiğinde meleklerin ram ettiği bir hâle kavuşurken, kötülüğe meyledip gayretlendiğinde şeytanı ram ettirip hayrete düşürüyor. Kuralları, düzeni, gerekirse yasaları ve külliyen sistemi kendi istek ve arzuları etrafında şekillendiriyor. Her fırsatı daima kendi ve yakınları lehine düzenleyip değiştiriyor. Korkusuzca yeniden ve sinsice değiştiriyor çizgi ve sınırları. Al gülüm ver gülüm, devam. Durmuyor, yorulmuyor, pes etmiyor.
Tenha, nefsin oyun sahası. Bir de boş vakit bulduysa civcivlenir durur küflü düşünce haritası. Dünyanın burada geçen zamanlardan ibaret olduğunu düşünür. O mahdut zamanı sadece buradaki zevk ve hırsı uğruna harcar. Bu hâli saf bir cehalet olarak yorumlamak bile çok can yakıcı.
Beden için elbette buradaki zamandan ibaret varlığı. Can onu terk ettiğinde çürüyüp yok olacak. Ne Cennet nimetini ne de Cehennem eziyetini yaşamayacak. Toprak olup gidecek. Onun yaptıklarının karşılığında taze beden tadacak ne varsa hepsini. O nedenle bu kadar hoyrat ve arsız bedenin istekleri.
Oyununa gelmeyecek olan ruh ise hemencecik kapılıp gidiyor nefsin arzu ve isteklerine. Sonrası savaş meydanı gibi ortalık. Kim ne kadar geçirebilirse. Yaşlı, genç, cahil, bilge, herkes koşturuyor nefsinin hizmetinde.
Doğrunun işi zor; ne arkasında duran bulunur ne işinin ucundan tutan. Çok çalışma e başlar selam veren, şeytanın aklına gelmeyecek yöntemler söyler işi savsaklamak hakkında. Dost bildiklerin, sevdiklerin habire dürter gözünü başını, yol gösterir yanlış yapman için işini. Yanında seninle çalışanlar anlatır durur her gün başka bir kolaylığı.
Her sabah işe on dakika geç gelerek yılda kaç gün çalışmamış olacağını hesaplamış olanlar var. İşverenin zam yapamadığı zamanları ucundan kulağından tahsil edip “hak ettim” diye helal sayanlar.
Her gün ekmek yediği kapıya tükürüp ah edenler. Doğrunun azaldığı, yanlışın ayyuka çıktığı bu zamanlarda dürüst kalmayı başaranlar, gecenin siyahını süsleyen yıldızlar gibi ışıl ışıllar.
Gayret zoru kolaylaştırır. Pes etmeden çizgisini bozmayanların zaferidir Cennet. Şeytanla aynı yola düşmüş, atbaşı yarışanların son durağıdır Cehennem.
Hile yapan zahmetli ölür. Resulullah (s.a.v.): “Kim bizi aldatırsa, bizden değildir.” (Müslim, 164)
İhsan, Rabbel Alemin seni görüyormuşçasına hareket etmektir. Yalnız kaldığında gerçekten kendini yalnız sananların gafletinden uzak, yerde gökte, uykuda uyanıklıkta hep gören bir Rabbin olduğunu bilmektir.
İlmin esası da tam olarak burada başlar. Kişi, kendi varlığının muhteşem hâlinden onu yaratanın ihtişamını görür. Kendi arzuları yerine kendisinden istenilene yönelir. Aldatılmaktan münezzeh Rabbine rücu eder. Bu, öylesine teferruatlı bir iştir ki dünyada başka uğraşa yer bırakmaz. Kendi kusur ve kabahatlerini düzeltmeye yönelmiş birini, dünya hilelerinden herhangi biriyle meşgul etmek artık çok zor bir hâl alır.
Saf cehalet, sadece varlığından ibaret olanlara odaklananların üzücü hâlidir. Bundan Allah’a sığınırız.
Deniz suyu içmiş zavallılar gibi harama meyledenlerin de harama doymaları beklenemez. Şeytanın Rabbine, “Bana kıyamete kadar mühlet ver, kandırayım.” dedikleridir çabuk kananlar.
Son nefese kadar cenk edilecekler ise; nefs, şeytan ve şeytana hizmet edenler olarak üçe ayrılacaktır. Ne bir ara ne bir mola, mütemadiyen çabalayacaklar; ta ki kendilerine uyup yoldan çıkana kadar.
Bu çetrefilli yolda, sağ selamet istikamet üzere olabilmek için kendinden daha güçlü, daha ihlaslı, daha takva insanlara ihtiyacın olacak. Sen de başkaları için bu vasıflarda biri olmak için çabaladığın sürece o tehlikeli üçlü sana zarar veremeyecek. Aksi hâlde günün gecen hep tehlikede olacaktır.
Ekonomisi için tedbirler alıp yatırım ve birikim yapıyor insan. Sağlıkla alakalı beslenme, spor, dinlenme yanında sigorta ve emeklilik gibi teminatlar arıyor. Üç günlük ömrün her türlü plan ve programını atlamadan yaparken, ebedî olanı bu kadar hafife alması saf cehaletten başka ne olabilir? Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Bilselerdi yapmazlardı.” (Riyazü’s-Salihin) buyuruyor.
Karanlığı dağıtan ışık gibi, cehaleti dağıtan ilim hepimize aynı mesafede yakın. “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” derken atalarımız, gayret edilecek konunun ilim öğrenmek olduğunu vurgulamışlardır.
Uğraşı, kendini tanıyıp güzelleştirmek olmayanın aklı başında durmaz. Kendi kusurlarına gözünü çevirmeyenin gözü başka kusurlara kapanmaz. Hz. Ali’nin (r.a.) dediği gibi: “Uğraşacak önemli işleri olmayanlar başkalarının işleriyle uğraşırlar.” Şeytandan rehberlik alır, nefsine dümeni verir, şeytana yarenlik edenle ahbaplık eder ve varacağı son yer olan Cehenneme koşa koşa gider.
Ahir demlerindeyiz dünyanın, insanın, hayatın. Rabbim ahir ve evvelimizi güzelleştirsin. Aczimize merhamet, kusurlarımıza rahmet eylesin. Sevdikleri hürmetine sevdiklerinden eylesin, vesselam…


















