İslam coğrafyalarında son yüz yıldan fazladır kaos, kan, vahşet durmamış vaziyettedir. Geçmişten ders çıkaramayan bir Müslüman kitlesi ve İslam coğrafyası mevcuttur. Bunun yanı sıra katilini bilmesine rağmen İslam ülkelerinde son çeyrek asırda artış gösteren bir Batı özentiliği ve Avrupa hayranlığı artmış vaziyettedir. Oysa kendilerine yaşattıkları zulmü ve dehşeti unutmamış olmaları gerekirken, buna rağmen Batı’ya özenme ve farkında olup olmadan Avrupalılar gibi yaşama durumu söz konusudur.
İslam, Batı’ya insanlığı, huzur içinde yaşamayı, yaşamanın ve insanın kıymetini götürdü. Ama buna rağmen Avrupa, Afrika’da ayrı zulüm, Orta Doğu’da ayrı zulüm ve dünyada ayrı zulüm yaşatmaya ant içmiş durumdadır. Sorun mu? Sorundur. Ama bizler için asıl sorun bu değildir. Asıl sorun, başta Türkiye olmak üzere, daha sonra İslam coğrafyasında Avrupa’ya benzeme ve onların yaşam koşullarını kendimize yakıştırmamız en büyük sorundur. En basit tabirle Avrupa’da aile kavramı çok yer almazken, herkes bireysel şekilde yaşamaya doğru ilerlerken, bizler de son çeyrek asırda bu durumun içine batmış vaziyetteyiz. Bu hangi yollarla yapılmışsa yapılsın ancak biz Müslümanlar unutmamalıyız ki örf, adet ve dinî inancımız ile Avrupa düşüncesi birbirine zıt kutuplardır. Bu nedenledir ki Avrupa’da var olan durum sorun oluşturmamış olabilir; ancak bizim Avrupa’ya bakarak kendimize yakıştırıp benimsemeye çalıştığımız yaşam anlayışı, bizlerde çeşitli sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Avrupa’da evlilik kıymetiharbiyesi çok az olan bir durumken, ülkemizdeyse ardına sığındığımız ekonomik bahaneler veyahut gerçeklerle evlilikten uzak ve yaşı hayli geçmesine rağmen hâlâ bekâr gezen gençlerin var olması, bunun da Avrupa mantığıyla ortaya çıkmış bir durum olduğu kanaatinde olduğumu belirtmek isterim.
Bir genç, yaşı gelince evlenmezse bahse konu olan sorun, ilk başta zina batağına batması, ardından sorumsuz, savurgan ve sorumluluk alamayan bir genç olmasına neden olmaktadır.
Yaşam standartlarımız olarak Avrupa’ya benzediğimiz diğer bir durumsa Avrupa’da komşuluk denen duruma çok önem verilmemiş olup, evinde ölen birinin cesedine aylar sonra ulaşılmasıdır. Maalesef ki ülkemizde de yaşanmaktadır. Farkında olmadan öz benliğimizi yitiriyoruz. Bunu televizyon programlarıyla, sosyal medyanın önümüze çıkarıp normalleştirdiği durumlarla yaşamaktayız.
Bir neslin geleceğini televizyonla, bir neslin geleceğini de sosyal medya aracılığıyla kaybetmiş durumdayız. Yaşadığımız coğrafyanın kader olduğunu söyleyip bu coğrafyanın kaderini değiştirmeye mücadele etmek yerine, yaşadığımız coğrafyanın bulunduğu hâle getiren bir zihniyetin yaşam stilini özümsemeye kalkışmamız, söylediğimiz sözün yalnızca dil alışkanlığı ve farazî oluştuğunu gösterdiği aşikârdır.
Avrupa’nın bilimsel çalışmalarını örnek almak gerekirken gidip yaşamsal stilini örnek almamız, bugün var olan sorunların temellerinden olduğunu unutmamak lazımdır.
Babalar, evlatlarını Avrupa mantığı ile salması, evlatların babalarını Avrupa mantığı ile ciddiye almayıp saygısızca davranması ülkemizde ve İslam coğrafyasında sosyal sorunların yaşanmasına ve devam etmesine sebep olmaktadır.
Avrupalıların köpek ve kedi aşkı, insanlara karşı var olan iletişimin ve sevginin kopukluğunu yaşamlarındaki sosyal düzenlerinden bellidir. Herkesin bir kedisi ve köpeği var ancak sohbet ettiği insan çok az. Ve bu durum son dönemlerde ülkemizde haddini aşmış şekilde yaşanmaktadır. Köpek ve kedilere duyulan ilgi ve muhabbet insanlara duyulamadığından bizlerde Avrupa’daki gibi insan ilişkilerinde sorunlar yaşamak zorunda kalmaktayız. Bu değil ki köpek ve kedi beslenmemelidir ve sahiplenmeyip sokaklara salınmalıdır. Böyle düşünülmemelidir. Daha önce bizde var olmayan ancak son çeyrek asırdaki Avrupa özentiliğimizden meydana geldiği kanısında olduğumu belirtmek isterim.
Özümsediğimiz şey özümüzde bulunmamaktadır. Bu yüzden bize yan etki etmektedir. Ve bu yüzden buruk ve hep huzursuzuz.

















