İnsanı dünyada yaşama bağlayan bazı sebepler olur. Olmalıdır.
İnsan, yaşıyorsa umut edip olacağına inandığı şeylerin beklentisi ile yaşar.
Beklentidir inanmak.
Evet, insanın en müthiş özelliklerinden birisi de başka birine veya başka bir şeye inanmasıdır. Çünkü insan inanarak kendisine güven alanı oluşturmak ister. Bu bütün canlılarda var olan bir özelliktir. Yalnızca insana ait olduğunu ifade etmek yanlış olacağından bütün canlılar inanmak adlı eylemle kendini güvende hissetmek ister.
Bir tasın içine süt koyup herhangi bir kediyi pisi pisi ederek yanınıza çağırmayı deneyin. Kedi başta tereddüt eder. Tereddüt etmesinin sebebi size güvenip güvenmeme konusundaki kararsızlığıdır. Size güvendiğinde yani inandığında işte o vakit direkt başta kendisini bacaklarınıza sürtecek daha sonra uzatmış olduğunuz sütü içecektir.
İnsanda bir kedi gibidir. İnanmadığı hiçbir şeye kendisini tam manasıyla teslim etmez. Aslında olması gereken de budur.
İçgüdü ve realite insana hayatında yön veren birer pusula görevindedir.
Düşünelim. Bu dünyada yaşadığımız acılar, çektiğimiz sorunlar, borçlar, istediklerimizi yerine getirememe bunlar insanın yaşamında lezzet alamamasının başlıca kaynaklarındandır. Ancak insan kendini bir gün bunların hepsinin üstesinden geleceğine inandırarak yaşamına devam eder. Zaten inandıramazsa da ya akıl sağlığında problemlerle karşı karşıya kalır ya da insan iletişimlerinde problemler türemeye başlayacaktır.
İnanmak, her işin yarısını hal etmektir. Bir işi başarmak istediğinizde o işi başaracağınıza inanmanız yarısını başarmışsınız manasına gelmektedir.
İnanmak, psikolojinin öz evladıdır.
Psikoloji, insanda güzel şeylerin inancını ruh sağlığı için artırmayı tavsiye eder.
Başınıza gelen olumsuz durumlarda bile yaşadığınız durumun geçeceğini ve üstesinden geleceğine kendinizi inandırdığınız an sorunun birçok noktasına değinmiş olup yarısını çözmüşsünüz demektir. Özellikle tıp dünyasında kanser hastalarının almış oldukları kanser teşhislerine karşı o kanseri yeneceklerine kendilerini inandırmaları ve vazgeçmemeleri kanseri yenmelerinde büyük etken olmaktadır. Bu durum birçok bilimsel çalışmayla da kanıtlanmıştır. Bu yüzden olumlu şeylerin olacağına inancınızı diri tuttuğunuz süre boyunca birçok problemin üstesinden de geleceksinizdir.
İnanç, biz insanlar için bir dini terimden ziyade bir yaşam felsefesi olmalıdır.
Hayatlarımızda inişler çıkışlar olacağına kendimizi inandırmamız hayat senaryosundaki yönetmenin bizler olacağı konusunda hemfikir olacağımızı ortaya koymaktadır. İnanmadığınız hiçbir şeye ne tepki verirsiniz ne de enerjisini üstünüze çekebilirsiniz.
İnanmaya olumsuz pencereden bakalım.
İnanmanın iyi yanları kadar kötü yanları da bulunmaktadır. Özellikle inandığınız şeylerle vermiş olduğunuz mücadelenin orantılı olması hüsran ve hayal kırıklıklarına uğramanızın önüne geçecektir. Özellikle insan ilişkilerinde koşulsuz güvenme var olacak sonucun muğlak olmasıyla beraber büyük hüsranları da beraberinde getirmeye gebedir.
Yapmaz, etmez dediğiniz kişilerin yaptıklarıyla karşılaştığınızda hüsrana uğramanız kaçınılmaz olmaktadır. Bu yüzden inanma konusunda beklentilerinizi özellikle insanlara karşı orantılı ve en aza indirmeniz incinme durumunuzu da en aza indirecektir. Konumuzu bir hikâye ile destekleyelim:
Kral, dondurucu soğukta nöbet tutan muhafıza sorar:
“Üşümüyor musun?”
Muhafız:
“Ben alışığım Kralım”
“Olsun sana sıcak elbise göndereceğim”
Ancak, emir vermeyi unutur.
Ertesi gün donmuş muhafızın yanında bir not:
“Kralım soğuğa alışkındım; fakat senin elbise vaadin beni öldürdü”
İşte, bazen sırf konforumuz için yıllardır alıştığımız durumlardan başkalarına inanarak vazgeçmemeli olduğumuzu hatırlatmakta fayda vardır. Yine, inanmanın insanda gedikler açtığı gibi çiçekler açtığını da hafızamızdan çıkarmamakta bir o kadar önem atfetmektedir. Yeryüzünde koşulsuz şekilde inanılacak tek varlık yüce Allah’tır. Allah’a olan inancınız insanlara olan inanma durumunuzu belirleyecektir. Bazı hadisi şeriflerinde peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.):
“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir. Mümin ise insanların kanları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12)
“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, Îmân, 164)
Bu hadislerle insanların birbirlerine inanma ve güven verme konusunda da kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğini hatırlatmış olduk.

















